Sevgilim İhanet
ali usta, 29 Eylül 2004, 20:52Kelimelerin hastalıkları varsa eğer, “ihanet” mutlaka cüzzamlı olmakla suçlanmıştır. Oysa, soluğumuz kadar yakındır da biz onu bambaşka yerlerde ve kendimizden çok uzakta bilmeyi yeğleriz. İhanet hayatımızın ta kendisidir, dikkatli bakın, göreceksiniz.
İhanet daima iki uçlu. Gerçekleşmesi için bir muhatap gerekli ve bu yanıyla aşka benziyor. Bu yüzden değil mi ki ihaneti yaşayanlar, büyük aşkları yaşayanlar kadar ünlü ve daima çift isimle anılıyor bu öyküler. Habil ile Kabil sözgelimi. Leylâ ile Mecnun. En trajik olanı galiba İsa’nın son akşam yemeği ve İşte insan. Hıristiyan batıda her şey bu çok eski ihanetin etrafında döner ve çarmıhlar artık daima omuzlardadır. Sezar’ı asıl öldüren yediği hançerden daha çok Brütüs’ün, olmaması gerektiğine inandığı bir yerdeki mevcudiyetini görmesidir. Genç Osman için de öyle. Evvelâ sarayının kapısını emanet ettiği bostancılar ardına kadar açarlar bâb-ı hümayunu ihtilâlcilere, ardından o kadar güvenerek sığındığı Yeniçeriler emanete ihanet ederek alıverirler “Osman Çelebi”nin canını. Gerçi Yeniçeriler çok çaba sarf etmişlerdir ama artık kaldırılmış bulunan 28. ortanın adı yoklamalarda her okunuşunda yeri göğü inleterek yok olsun diye bağırmaları bile alınlarındaki bu ihanet lekesini temizlemeye yetmez. Esasen Genç Osman’a ihanet edenler arasında kısacık saltanatında tutulan güneş ve yüzlerce yıldan beri ilk kez donan Boğaz sularının da kendine özgü bir yeri olması gerek. Halk, ölümüne o kadar çok ağlayacağı padişahın, sağlığında uğursuzluğuna inanmıştır.
Continue reading Sevgilim İhanet…
Kategori: alıntılar | Bir Yorum YapılmışBiriktirmemek
ali usta, 29 Eylül 2004, 20:42
…
“Fatih’e varmıştım bir gece yarısı. Saat gece üç civarıydı. Yaşlı ve üzeri kirli bir sokak adamıyla karşılaştım. Önce korktu yanına yaklaşınca. Merak etmemesini söyledim. Cebimde kalan son paranın bir kısmını teklif ettim. “Almam!” dedi. “Neden?” diye sordum. “Param var benim” dedi. “Yarın lazım olur” dedim ve “Onu da yarın düşünürüm” diye cevapladı. Ne kadar ısrar ettiysem de almadı parayı.
Onu da yarın düşünürüz!
Biriktirmemek!
Yarın endişesinin bir ur gibi beynimizi işgal ettiği bir zamanda hiçbir güvencesi olmayan bir sokak adamı yarına dair kaygılarını bugünden düşünmüyordu. Biz yerleri kazan köpekler gibi biriktirirken o yarını bekliyordu rızkı için. Hiçbir güvencesi olmayan dedim de Allah o kadar mı uzak duruyordu bu şehirden? Ya ben Allah’ı nerede kaybettim? Kendimden utanıyorum.
Hepimiz güvenceyi biriktirdiklerimizde ararken o, ölümün ansızın gelişinin biriktirmeyi nasıl gülünç bir duruma soktuğunu anlatıyordu hal lisanıyla. Ölüm bu biriktirdiklerini beklemez diyordu kanaatkar bir edayla.
Biz toprağı eşelemeye devam ediyorduk.”
Tarık Tufan - Kekeme Çocuklar Korosu s.88 - Birey Yayınları
Kategori: alıntılar | Yorum YapılmamışBir Nehrin Tükenişi
ali usta, 29 Eylül 2004, 16:26
…
kendin ol
kendin ol
sen buysan başkası ol!buysan kederden öleceğim
başkası olursan da kimi seveceğim?Yılmaz Odabaşı
Kategori: alıntılar | Yorum YapılmamışŞair’in Kuyuya Attığı Taşı Kim Çıkaracak
ali usta, 16 Eylül 2004, 16:25
Mehmet Bekaroğlu’nun 22 - 28 Ağustos 2003 tarihli Gerçek Hayat dergisinde, İsmet Özel’in önce Gerçek Hayat, ardından da Milli Gazete’deki yazılarına son vermesi üzerine yazmış olduğu “Şairin Kuyuya Attığı Taş” başlıklı yazısını, yazının önemine olan inancımdan dolayı buraya ekliyorum.
Continue reading Şair’in Kuyuya Attığı Taşı Kim Çıkaracak…Kategori: alıntılar | Bir Yorum Yapılmış
Powered by WordPress with GimpStyle Theme design by Horacio Bella.
Entries and comments feeds.
Valid XHTML and CSS.