Türk’ün Televizyonla İmtihanı
Hasanali Yıldırım’ın, Umran Dergisi’nin Temmuz sayısında yayınlanan, “Türk’ün Televizyonla İmtihanı” başlıklı yazısı. Çok güzel bir yazı, beğeneceğinizden eminim.
Türk’ün Televizyonla İmtihanı
Kültürün dün de, bugün de, yarın da tek taşıyıcısı vardır: Kitap. Hiçbir düşünce emeksiz fethedilemez. Şahikalara ancak dikenli patikalardan tırmanılabilir. Tefekkür, sürekli bir cehdin hak edilmiş mükâfatıdır. Kısaca televizyon kültürü, kültürle münasebetlerini kesmeye karar verenlerin uydurduğu bir yalandır. Batının bütün fuhşiyatını haremimize taşıyan bu kanalizasyonun hayırlı bir işe yarayacağını ummak büyük iyimserlik olur.
Cemil Meriç
Her fırsatta Müslümanlar’a kara çalmaktan geri durmayan ve bu soylu eylemi sırasında, aslında kestiği ahkâm üzerinden İslâmiyet’le hesaplaştığını sanan şu sürüsüne bereket Cumhuriyet aydınından biri, birkaç yıl önceki bir yazısında, kendisinin ifadesiyle ‘İslâmcı basın’daki her yayın organında en sık karşılaştığı yazı türünün televizyon karşıtı metinler olduğunu söylemiş, ardından da şu tespitte bulunmuştu: Bu metinlere bakarak, Müslümanlar’ın evlerine televizyon sokmadıklarını sanırsınız. Hâlbuki ülkemizde televizyon başında en çok vakit geçirenler, bu İslâmcı basın organlarının okurları…
Bu tespitin, olağan Cumhuriyet aydının vukufiyetsizliğinin bir ürünü sayılması gerektiğini ve her zamanki gibi Müslümanlar’a çamur atıldığını kim savunabilir!
Peki niçin böyle bu durum? Niçin bu toprakların asıl sahipleri, bunca kontrolsüz bir biçimde bağırlarına bastılar bu aleti? Yoksa televizyonun, bağlısını yüce hakikatlere rabıtalama gibi bir yönü var da, öteki insanlar mı bu niteliği henüz idrak edecek yetkinliğe ulaşamamış durumda?
Amerika’da ‘üretilen’ ve Üçüncü Dünya ülkelerine bayilik usulüyle dağıtılan toplumbilim kabullerine bakarsanız, televizyon karşısında geçirilen süre ile gelir düzeyi arasında ters bir orantı var. Nasıl ki Amerika’da üretilen teknoloji ürünlerinin kılavuzlarında Türkçe’ye de yer verme gereksinimi duyulmuyorsa, bu tür toplumbilim görüşlerinde de Türkiye’yi dikkate almak ihtiyacı hissedilmediğinden olsa gerek, bu konuda söylenenlerin de bize uymadığını görmekteyiz. Bizde televizyon karşısında geçirilen sürenin ne gelir düzeyiyle ilgisi var, ne de kültür düzeyiyle.
İyi de nasıl yaşandı televizyonlanma süreç? Neler oldu da Türk insanı, televizyonu ailenin sözü en çok dinlenir ferdi haline getirdi?








