“Selam olsun o eşsiz yetime!”
ali usta, 23 Nisan 2005, 01:35Andolsun, senin için akıbet, tebliğe başladığın ilk günlerden daha hayırlıdır; ümmetinin geleceği, geçmişinden; ahiret hayatı dünyadan daha hayırlıdır.
Zamanı gelince Rabbin bağışlayacak, sen de hoşnut olacaksın.
O seni eşsiz bir yetim olarak bulup da bağrına basmadı mı?
Seni yolunu kaybetmiş görüp önünü aydınlatıp doğru yola ulaştırmadı mı? ihtiyaç içinde bulup doyurmadı mı?
Öyleyse sakın yetimlere haksızlık yapma, yardım isteyeni, medet umanı geri çevirme.
Ve dur durak bilmeden Rabbinin vahyini, nimetlerini an.”
Bu okuduğunuz Kur’an’ın 93. suresi; Duha suresi…Hz. Muhammed’in peygamberliğinin Mekke’deki ilk yıllarına ait, 11 ayetlik bir sure…
Şu biraz kuşkulu ama aslında anlamlı çağrışımlar da içeren rivayeti de aktarayım: Fecr suresinden sonra Hz. Muhammed vahiy alamamış bir süre…
Hasedi, fitnesi, kurcalaması, kızıştırması, kalp kırması, düşmanlığı eksik olmayanlar “Bak, Rabbin seni terk etmiş, unutmuş, darılmış” diye konuşmaya başlamışlar.
Bunun üzerine Duha suresi nazil olmuş…
Tabii ki, bu kadarcık değil.
İyi bilenlere sormalı: Bu surede vurgulananlar, kendini “terk edilmiş” hisseden, sıkıntılar içindeki ve her şeyden kuşkuya düşmenin eşiğine gelmiş bütün insanlar için geçerlidir herhalde…
Bense 6. ayetini severim, etkilenirim: “O seni eşsiz bir yetim olarak bulup da bağrına basmadı mı?”
Hz. Muhammed, babası Abdullah’ın ölümünden iki ay sonra dünyaya gelmişti. (20 Nisan -12 Rebiyülevvel- 571)
Annesi de o henüz altı yaşındayken ölmüştü.
Ama bu ayet biraz da her insanın şu veya bu şekilde “yetim,” “babasız” ve aslında öylesine “yalnız” olduğuna işaret eder…
Allah, işte o “yalnız” insana öyle seslenir…
***
Şimdi bazılarınızın içinden şöyle geçirdiğini biliyorum: “Allah, Allah, hepsi tamam da, köşende bunları yazmanın nedeni ne?”
Neden şimdi başka bir sureyi değil de “Duha” (kuşluk vakti) suresini seçtiğimi dillendiremem.
Bir his çünkü bu.
Ama neden Kur’an’la, Hz.Muhammed’le yazıma başladığımı anlatacağım.
Dindar kesimlerin siyasi ve cemaat yapılanmalarına doğrudan bağlı olan gazeteleri bir yana ayırın ve popüler basınımıza bir bakın!
Günlerdir, Hıristiyanlığı, Hz. İsa’yı, Vatikan’ı yazıp duruyorlar.
Çarşaf çarşaf sayfalar ayrılıyor, diziler yapılıyor. Hem de ne hurafelerle, nasıl abartılı hikâyelerle!
Yazılsın. Yazılmalı.
Zaten tam zamanı: Papa ölmüş, yenisi seçilmiş. Bilmeli, haberdar olmalı yakından izlemeliyiz.
Ama Mevlid Kandili yle ilgili ayrılan bölümlere baktım geçen gün.
Küçücük.
Bazı caddelerde asılı duran “Kutlu Doğum Haftası” pankartlarının anlam ve önemine dairse neredeyse hiçbir şey yok bizim popüler gazetelerde…
Bu nasıl iş?
Bakın, inanmak gerekmiyor.
İnançlı bir Müslüman olmak gerekmiyor.
Fakat esas olan manevi iklim meselesi değil mi?
Benim gibilere soruyorum: Biz hangi iklimin “çocukları”yız?
Da Vinci Şifresi’nin ıcığını cıcığını çıkartacağız ama İslam’la ilgili çoğu şeyi es geçeceğiz!
Olur mu hiç?
İslam’la ilişkili her konuyu, her bilgiyi ve ilgiyi sürekli “Laik devlet-tekil inanç” çerçevesine sıkıştırıp sırtımızı dönecek kadar şapşallaşacağız!..
Olur mu, hiç olur mu?
İçimden geldi; kalktım; yakın çevremdekilere sordum; hepsi yeni Papa’nın hangi yöntemle seçildiğini öğrenmiş. Dumanları, kardinalleri, törenleri falan medya sayesinde kavramışlar.
Peki dedim, 1989 yılından beri bu günlerde Diyanet’in önderliğinde Kutlu Doğum Haftası törenleri düzenleniyor; ne olduğunu, niçin olduğunu biliyor musunuz?
Bilmiyorlardı.
Sadece birkaçı yollarda rastladıkları afiş ve pankartları hatırladılar. Bir de kandilden söz ettiler. O kadar!
Bir daha soruyorum: Hiç böyle şey olur mu?
Tekrar ediyorum: Bunun imanlı olmak veya olmamakla da ilgisi yok. (Şu birkaç gündür Katolikliği ezberleyen modern-laik Türkler Katolik mi oldular? Hayır.)
Ama canım, insan (ve Ramazan şamatası hariç medya) yaşadığı coğrafyanın kültürüne, manevi iklimine bu kadar mı uzak olur, uzak durur-durdurulur?
Haşmet Babaoğlu, Vatan Gazetesi, 22.04.2005
aynı tarihte yazılanlar:
- aöf - 2007
- Ş. Teoman Duralı’dan iki yeni kitap - 2006
- Sahiplik ve Aitlik… - 2005
4 Yorum Yapılmış »
Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. TrackBack URI
Yorum yapın
Powered by WordPress with GimpStyle Theme design by Horacio Bella.
Entries and comments feeds.
Valid XHTML and CSS.
Yorum yapan Sadettin POLAT — 23 Nisan 2005 #
yaziyi gayet guzel ve keyifli bir sekilde okurken bir taraftanda yazari hakkinda kendi kendime tahminler yurutuyordum. Aklima ahmet hakan coskun dan tutun da ahmet tasgetirene, fehmi koruya, abdurrahman dilipaka varıncaya kadar bir cok yazar geldi ama Hasmet babaoglunu gorunce bi an sok gecirdim diyebilirim.
Bu adamin konusma tarzini fena bulmuyorum. Gerek Ntv de yayinlanan ve hincal ulucla birlikte yorum yaptigi 90 dakika adli spor programinda gerekse Tv8 de (galiba) yayinlanan; yine hincalin da yer aldigi ve sunay akinin eslik ettigi yasamdan dakikalar (galiba :) ) adli programdan takip ettigim kadariyla bu adam bunlari soyleye(bile)cek kapasitede olmamasi lazim.
Ya ben “cok bilmisim tekiyim” veya hasmet sirf fakli , entel dantel olsun diye boyle bir konuya deginmis. Deginmiste kotumu etmis. Bence hayir. Eline saglik hasmetin ama neden diye de kendime sormadan duramiyorum.
Yaw kardesim spor programinda adam dini goruslerini yansitacak degil her halde. Spor programinda spor yorumu yapacak tabi.
Neyse efenim. Bunlar benim kuruntularim olsa gerek. Hasmette en az benim kadar dinine bagli olan bir insan olarak bu yaziyi bütün samimiyetiyle yazdigina inaniyorum ben…
tekrar eline, kalemine saglik hasmet baba :)
Yorum yapan Sadettin POLAT — 23 Nisan 2005 #
90 dakika demişken programın sunucusu kenan onuk’a değinmeden geçemeyeceğim. Gayet uslu, beyefendi bir adamdı kendisi. Fenerli olmasına rağmen severdim kendisini. Uzun bir aradan sonra 90 dakikayi izlediğimde kenan onuk’u tanımakta zorlandım. Yüzü gözü şişmiş, saçlar dökülmüş bir halde görünce her halde ben bu prgramı izlemeyeli 10 yıllar olmuş diye düşündüm kendi kendime. Araştırınca hasta olduğunu öğrendim. Şu an programı bir başkası sunuyor. Kendisine acil şifalar diliyorum…
Yorum yapan ali usta — 23 Nisan 2005 #
Bu yazı beni de şaşırtmadı diyemem ama Haşmet Babaoğlu’nun böyle bir yazı yazmış olmasına pek de şaşırmadım. Asıl şaşılacak olan dahası şaşılması gereken, senin saydığın yazarların böyle bir yazı yazmamış olması.
Haşmet Babaoğlu gerçekten de ilginç bir yazar. Hayli zaman önce Gerçek Hayat dergisindeki bir röpörtajda farketmiştim bunu.
Yazarın elinde sağlık…
Yorum yapan faruk taşçı — 25 Nisan 2005 #
Selam Kardeşler
1- Kimin ne olduğunu anlamak pek kolay değil. Piyasada “melek yüzlü şeytan”lar olduğu kadar, şeytan gibi düşünülen melekler de olabilir pekala.
2- Kaş, göz, şekil-şemal insanın gerçek kimliği değildir. Gerçek kimlik, insanın gönlünde saklıdır. Onu da bilmek her babayiğidin harcı değildir. Onun içindir ki, peşin hükümlü olmak, pek de iyi bir hal değildir.
3- Velev ki, açık net küfrü belli olan birini de bilsek, onun iman etme ihtimali mevcut olduğu ve dolayısıyla “biz”den olabilme hali saklı olduğu içindir ki, bir gün yanına gidip -iman ettikten sonra- “kardeşim” diyebilecek yüzümüz olacak kadar “orta yollu” konuşmak lazım gelir.
4- Ali Usta’ya selamlar. Saadettin Paşa’ya da muhabbetler…