Başkasının işini devam ettirmek…
Başkasının işini devam ettirmek kadar zor bir şey olmasa gerek. Fi tarihlerinde (bundan 100 sene kadar evvel yani, asp’ye merak saldığımız ve azıcık da olsa kod yazdığımız dönem olur bu aynı zamanda) başkasının yazdığı kodlar üzerinde bir şeyleri değiştirmek o kadar zor gelirdi ki, tutup her şeyi baştan yazmak daha kolay gibi görünürdü. (Yeri gelmişken belirteyim, Ansugo efendinin yazdığı kodlara hep hayranımdır, o parantezleri nasıl süsleyerek yapar, nasıl bir düzenlidir, aklım almaz. [Sırf öyle süslü parantezler yapabilmek için, az uğraşmamışımdır, ama öğrendim ki uğraşmakla olmuyormuş, Allah vergisiymiş.] Emek sarfediyor adam. Süslemeye verdiği emeği kod yazmaya vermiş olsaydı zaten, şimdilere köşeyi dönmüş bizi de tanımıyor olurdu :P Ayrıca Sadettin efendi de kod yazarken çok düzenlidir. Hiç unutmam bir defasında {alay S1′de iken} Saadettin efendi benim yazdığım bir kodu inceliyordu da, “bunlar da ne böyle, bu ne biçim parantez, neyin ne olduğu belli değil”, gibi acayip gaz verici cümleler kurmuştu. Zaten o günden sonra tek satır kod yazmadım. Niye acaba?)
Neyse efendim lafı çok uzattım, nereye bağlayacağımımı unutmadan bağlayayım lafı şuraya: Başkasının işini devralmak, o işi devam ettirmek sadece kod yazarken değil her alanda sıkıntı doğuruyor. Hele hele, 2003′ten 2004′e devredenler, 2004′tekiler, 2005′tekiler gibi alengirli bir rapor isteniyorsa sizden, sizden öncekileri saygıyla ve sevgiyle anmanıza da vesile oluyor.
Amcalar kalem oynatmamış, diğer amcalar da benden rapor istiyor!
Eh artık, elde ne varsa, ya da tabir-i diğerle: yersen!








Nisan 26th, 2005 at 10:45
devlet süreklilik esastır. bu sürekliliği sağlayan bireyler ise bu sürekliliği sağlamakla görevli kimselerdir. senden öncekiler o işler için kalem oynatmayarak işlerin sana kadar gelmesini dolayısıyla devletin kaim olmasını sağlamışlar. senin de yapmam gereken bu sürekliliği sağlaman!
bürokraside esas bir sürü şey yapıp sorunları çözümsüz bırakmaktır. Sorunlar çözülürse sana ne gerek var!
Nisan 26th, 2005 at 10:52
ulan ne biçim yazı yazmışım fazla içmişim galiba hele bir ikinci cümle var ne demek istemişim ben de anlamadım he he
yazının yanlış yerini kesmişim bööle bir cümle çıkmış ortaya doğrusunun bir anlamı da kalmadı zaten alla alla ulan ne zaman yazdım ben onu be
hayret yaw aleme rezil olduk
Nisan 26th, 2005 at 11:24
Valla ne yalan söyleyeyim ben de bir şey anlamadım :) Şunu mu demek istiyorsun yani: “Sen de kalem oynatma” :P
Nisan 26th, 2005 at 13:45
hayır kalem oynat hatta çok iş yap ama yaptığın iş benim yukarıdaki ilk yazı gibi olsun senden başka kimse bir şey anlamasın
bu durumda iki ihtimal var
1- bu çocuk hiçbirşey bilmiyor
2- maşallahı var ne entellektüel o kadar güzel yapıyor biz bişey anlamıyoruz.
( bu yazıları ciddiye alan varsa bana ulaşsın)
Nisan 26th, 2005 at 13:57
Zaten karalama çiziktirdiğim verileri tabloya koyunca ben bile neyin ne olduğunu anlamadım. Onlar da anlamayacak büyük bir ihtimalle.
Çizdiğin yoldan gidiyorum ama yolun ucu yanlış bir yere çıkarsa müsebbibi sen olusun ona göre :)
Nisan 27th, 2005 at 15:52
Çıktıda her daim dikkat edeceğin şey süslerdir. Mümkünse boş gördüğün yerlere çiçek, böcek, çıyan, yılan falan çiz. Göze hoş görünsün. Hazır baharda gelmişken. Hatta Johnson’s Baby Cologne’nin Ocean tipi kolonyasından evrakın üzerine iki damla damlatığ bir tavşan bacağını yersen amirin muhakkak ki senden çok memnun olacaktır.
Ama süs’ü unutma. Önce süs, sonra sus (bkz : Önce starduş, sonra duş.)