Archive for Mayıs, 2005

Mine G. Bölüm II

Çarşamba, Mayıs 4th, 2005

Mine G. hanımkızımız çok sinirlenmiş Bülent Arınç’a. Diyor ki: “Bülent Arınç nasıl bir alt kültürden gelmektedir ki…” falan filan…

Bilsek ki bu Mine G. yazı yazdığı zamanlarda kusan, müslümanlara hakaret eden, her şeyin tek müsebbibi olarak müslümanları gösteren bir yazar (ne yapalım, herhangi bir yerde köşe işgal edip yazı yazanlara “yazar” dışında bir şey diyemiyoruz!) değildir, gam yemeyeceğim, ama bu ne perhiz bu ne lahana turşusu canım! Dinime söven bari müslüman olsa dedikleri durum bu galiba.

Bülent Arınç’ın hangi alt kültürden geldiğini filan sorgulamaya kalkan Mine G.’ye sormak lazım: Sen hangi üst, yüce, âli kültürden geldin ki bu şekilde fikir ifrazatında bulunma cüretini gösteriyorsun? Hadd bilmezliğin bu kadarına da pes diyorum.

Dip___:
1- Bu kadının yazılarını önceden okuduğumda nasıl sinirleniyordum anlatamam. Artık eğleniyorum ama, tavsiye de ederim.
2- Mine G. yazılarımız devam edecek!

Tüketim Toplumu

Salı, Mayıs 3rd, 2005

Entel dantel olalım, kültürel faaliyetimiz olsun, hep roman okumakla bir yere varılmaz düsturu ve sair sebepler, baskılar sonucunda kendimi “yeniden” acayip kitaplar okumaya vermiş bir haldeyim. Bu gün Jean Baudrillard’ın Tüketim Toplumu (Ayrıntı Yayınları) kitabını okumaya başladım ama 32. sayfada yer alan şu paragraf beni, kitaptan koparmaya yetti.

Defalarca okudum, sabah mahmurluğundandır anlamayışım dedim ama yine olmadı. Baudrillard’a “Fransız” kalmak istemiyorum, biri bu paragrafı tercüme edebilir mi?

…”Toplumsal yeniden dağıtım, özellikle de kamusal hareketlerin verimliliği yeniden sorgulanmalıdır. “Toplumsal” yeniden dağıtımın bu “sapma”sında, aslında toplumsal eşitsizlikleri ortadan kaldırması gereken toplumsal yeniden dağıtımın kendisi toplumsal eşitsizliklerin bu yeniden yerleştirilmesinde, toplumsal yapının ataletine bağlı geçici bir anomali mi görmeli?”…

Beni Yakışına

Salı, Mayıs 3rd, 2005

O esrarlı yangına bu can nasıl dayandı?
Sahile vurdu kalbim, su yandı, kum da yandı.
Bir mum gibi eriyip aktı uykusuzluğum,
Ölüme başkaldıran dertli uykum da yandı.
Yurdundan mahrum edip dolaştırdın Cem gibi.
Ruhumla söndü alev,sonra ruhum da yandı.
Kül oldu bir yiğidin figanıyla her umut.
Bülbülün küllerine konan puhum da yandı.
Böylesi bir yangını görmedi Nemrut bile.
Kaktüsün gölgesinde nazlı âhım da yandı.
Âhımdır zannederdim en belalı kıvılcım,
Kirpiğine dokunan kanlı âhım da yandı.
Bir damla su ver bana ey çöl! Bari sen küsme.
Kalmadı hiçbir şeyim bak,günahım da yandı.
Yenilgiler bir tufan gibi çöktü üstüme.
Ülkem yıkıldı heyhat!
Ordugâhım da yandı.
Köleleri her akşam duman kıldı gözlerin,
Başıma tâc ettiğim padişahım da yandı.
İlk defa böylesine tutuştu gökkuşağı.
Renklerim siyah oldu ve siyahım da yandı.
O’ndan başka ne varsa yandı,
Yandık sen ve ben.
O’nu göreyim diye, kıblegâhım da yandı.

Nurullah Genç

Ogame

Salı, Mayıs 3rd, 2005

Ogame ile kafayı sıyıranların epey fazla olduğunu bilmek güzel bir duygu.

(bkz: yalnız değilim)
(bkz: http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ogame)

Bu nasıl yazarlık?

Salı, Mayıs 3rd, 2005

İlk defa bir yazısını okuma gafletinde bulunduğum Vatan yazarı Mustafa Kutlu‘ya(1) sormak isterdim: “Bu nasıl yazarlık Allah aşkına!” Yani Mine G.’yi eleştiriyoruz ama, kadının yazıları, her ne kadar içeriğine zerre kadar katılmasak da okunulabilir cinsten. De gözüm benim, senin bu yazdığın şey ne şimdi? “Hayır yapamazsınız Sayın Arınç!” da ne demek ya hu! Bal gibi de yapar, sen de ordan “Ama ben yapamazsın demiştim” der iç geçirirsin.

Hiç mürekkep yalamamış biri bile daha güzel yazı yazar canım.

(1) Mustafa Kutlu değil Mustafa Mutlu imiş. Düzeltir özür dileriz.

İki Afet

Pazar, Mayıs 1st, 2005

“Bu dünyada yalnız iki afet vardır:
Biri, insanın istediklerini elde edememesi, öteki de etmesidir.”

Oscar Wilde

Bundan çıkarmamız gereken sonuç, hiçbir şeyi “istemememiz gerektiği” mi?
Sufiler gibi, “istememeyi dahi istememek”.

“Sevda Kuşun Kanadında”

Pazar, Mayıs 1st, 2005

Sevda kuşun kanadında
Dağbaşında rastladım aksakallı birisine
Bin yıllık bir halıya bin yıldan beri
Bağdaş kurmuş bir çınar gibiydi
Sordum ona, “Aşk ne ustam, hayatın sırrı ne?
Tepeden tırnağa aşığım ben
Koskoca bir hayat var önümde?”

Sevda kuşun kanadında
Ürkütürsen tutamazsın
Ökse ile sapanla vurursun da saramazsın
Hayat sırrının suyunu
Çeşmelerden bulamazsın
Ansızın bir deli çaydan içersin de kanamazsın

Cem Karaca