Archive for Haziran, 2005

İzlenimler…

Perşembe, Haziran 16th, 2005

İzlenimler, çok zamandır beğenerek takip ettiğim bir site. Memlekette olan – biten hakkında, yorumlar, eleştiriler, vesaireler…

Sitedeki yazılarda en çok beğendiğim, hoşuma giden yön ise yazılardaki üslup. Sitede yayınlalanlar arasında en beğendiğim yazı ise (ki daha evvelce burada da bir kısmı yayınlanmıştı) “Türk Filmi Eziyetine Karşı Potestomdur” başlıklı yazıydı.

İzlenimler‘in yayın hayatındaki başarılarının her alanda daim olması temennisiyle.

(Ayrıca bir de Derin Sular var. O da izlenmiler tadında, tavsiye olunur.)

Niye Ben?

Çarşamba, Haziran 15th, 2005

Brenda yamaç tırmanışı yapmak isteyen genç bir kadındı. Bir gün cesaretini toplayarak bir grup tırmanışına katildi. Tırmanacakları yere vardıklarında, neredeyse duvar gibi dik, büyük ve kayalık bir yamaç çıktı karsılarına. Tüm korkularına rağmen, Brenda azimliydi. Emniyet kemerini takti, İpi yakaladı ve kayanın dik yüzüne tırmanmaya başladı. Bir süre tırmandıktan sonra, nefeslenebileceği bir oyuk buldu.. Orada asili dururken, gruptan yukarıda ipi tutan kişi dalgınlığa düşerek İpi gevşetiverdi. Aniden boşalan ip, hızla Branda’nın gözüne çarparak lensinin düşmesine neden oldu.

Lens çok küçüktü ve bulunması neredeyse imkansızdı. Lens yamacın ortasında bir yerlerde kalmıştı ve Brenda artık bulanık görüyordu. Ümitsizlik içinde Brenda, lensini bulması için Allah’a dua edebilirdi yalnızca.Ve içten içe düşünüp dua etmeye başladı. “Allah’ım! Sen bu anda buradaki tüm dağları görürsün. Bu dağlar üzerindeki her bir taşı ve yaprağı bildiğin gibi, benim lensimin yerini de biliyorsun. Onu bulmama yardim et.”

Patikalardan yürüyerek aşağı indiler. aşağı indiklerinde, tırmanmak üzere oraya doğru gelen yeni bir grup gördüler. İçlerinden biri “Aranızda lens kaybeden var mi?” diye bağırdı.

Branda’nın sonradan öğrendiğine göre, lensi bir karınca taşıyordu ve karınca yürüdükçe yavaşça kayanın üzerinde hareket edip parlayan lens kızların dikkatini çekmişti.

Eve döndüklerinde Brenda lensini nasıl bulduklarını babasına anlatacak ve bir karikatürcü olan babası da ağzıyla lens taşıyan bir karınca resmi çizerek, karıncanın üzerindeki baloncuğa şunları yazacaktı:

“Allah’ım! Bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum. Bunu yiyemem ve neredeyse taşıyamayacağım kadar ağır. Ama istediğin sadece bunu taşımamsa, senin için taşıyacağım.”

“BU YÜKÜ NİYE TAŞIYORUM” demeyin.

Unut(ama)mak

Pazartesi, Haziran 13th, 2005

“Unutmak” demişti, “Allah’ın biz insanlara bahşettiği en büyük lütuflardan biri. İyi ki böyle bir meziyetimiz var, iyi ki unutabiliyoruz. Eğer unutmasaydık, unutamasaydık, kafayı yerdik!”

Şimdi; ben unutmuyorsam, unutamıyorsam, Allah’ın bahşettiği bu güzellikten yoksun olduğumdan mı, yoksa bunu kullan(a)madığımdan mı?

Unutmuş değilim, ama kafayı da yemedim! (Sanırım!)

Nargilemin Marpucu da Gümüştendir Gümüşten

Pazar, Haziran 12th, 2005

Nargilemin Marpucu da Gümüştendir Gümüşten

Gözlerim Dolar ($$$)

Pazar, Haziran 12th, 2005

Gözlerim Dolar ($$$)

Transkript

Cumartesi, Haziran 11th, 2005

İnsanın, mezun olduktan yaklaşık olarak bir yıl sonra transkriptini görebilmesi kadar güzel bir şey olmasa gerek.

Bu güzellik de sadece İstanbul Üniversitesine mahsus bir özellik olmalı.

(Notlarım iyi olmuş olsaydı okul numaramı da verirdim ama kendimi rezil etmek gibi bir gayretim olmadığından vermiyorum :P)

Kaçın, Blog(ger)lar Geliyor!

Çarşamba, Haziran 8th, 2005

Bazı köşe yazarları bloglara kafayı fena halde takmış gürünüyor. Ne hadlerine ise artık. Köşe yazarlığı gibi entelliğin zirvesinde yer alan bu muhteremlere hakettikleri cevaplar, blog camiasının bilinen isimleri tarafından verildi. Ben bu konuda haddimi aşmaya niyetli değilim. Sadece okumamış olanlar için bazı yazıların linklerini vereceğim:

Nahnu: Blog Tantanası
Altu Üstü Tasarım: Yurtsan Atakan’a Açık Mektup
Derin Sular: İMD vs. Blog Kardeşliği
Derin Sular: Ersan Özer’in ‘Blog Tantanası’

Köşe yazarlarının bu tutuşmuş halleri karşısında ben zevkten dört köşe olmuş durumdayım. Eminim sizler de öylesiniz.

Ogame Yasaklansın!

Salı, Haziran 7th, 2005

Artık birilerinin bu işe dur demesi gerekiyor!

Buradan yetkililere sesleniyorum: Ogame’i yasaklayın, yapın bir şeyler. Uykularım kaçıyor, rüyalarıma giriyor. Ya biri beni tedavi etsin ya da devlet (olmadı derün devlet) ogame’i yasaklasın.

Bizim bırakacağımız yok çünkü!