Kalemim yok, silgim yok!
ali usta, 19 Haziran 2005, 00:06Sabah ÖSS’ye gireceğim ama şimdi fakettim de ne kalemim var ne de silgim.
Sınava ne kadar önem verdiğim ortada değil mi!
ÖSS
ali usta, 18 Haziran 2005, 12:42Öğrenci camiası için hayat memat meselesi olan Öğrenci Seçme Sınavı ya da “Geleceğinizin şeklilleneceği dışına taşırmadan kutucuk karalama oyunu” yarın yapılacak.
Ben de gireceğim sınava. Liseden sonra bir bağımlılık mı yaptı nedir analadım, habire giriyorum. Yüksekokul bitti, yine giriyorum.
Ömrümüz ÖSS’ye girmekle geçecek ya hu!
Sınava girecek olan herkese başarılar dilesem de bir işe yaramayacak nasıl olsa.
Tadını çıkarın bence, zatene senede bir defa oluyor…
Türkçemize Sahip Çıkmak - II
ali usta, 16 Haziran 2005, 09:31Daha önce “Türkçemize Sahip Çıkmak” başlıklı bir yazıdaki “dilbilgisi ve yazım hatalarını” burada göstermiş ve bu yazıdaki hataların neler olduğunu daha sonra yazacağımı söylemiştim.
Üşengeçliğimden ya da unutkanlığımdan (ne kadar da kararsızım değil mi, daha üç gün evvel unutamadığımdan bahsediyordum!) olsa gerek bu hataların neler olduğunu yazmadım. Hazır fırsat bulmuşken, beraberce irdeleyelim:
Yazar yazısında “…süren kreatif çalışmalar yaparlar.” diyor. Türkçe’nin düzgün ve güzel bir biçimde kullanılmıyor oluşunu eleştiren biri, hiç şüphe yok ki yabancı kelimelere karşı da titiz davranmak zorundadır. Ancak yazarımız, “kreatif” kelimesinin, Türkçe’nin güzel ve düzgün kullanımına engel teşkil etmediği kanaatinde olduğundan olsa gerek, “kreatif” kelimesini kullanmayı uygun görmüş.
“…Türkçe dilinin kullanımına aşırı özen göstermesi icabetmektedir.” Türkçe kelimesinin manası şudur: “Türk dili” hal böyleyken, “Türkçe dili” ifadesi, anlatım bozukluğuna yol açmaktadır. Doğrusu “Türkçe” ya da “Türk dili” şeklinde olmalıdır.
“…Mişafir odaşı, şalon takımı, yatak odaşı takımı” gibi normal kullanılması gereken kelimelere ‘ş’ harfi ekleyerek abuk-subuk sözcükler üretiyorlar.” Yazarımızın burada asıl söylemek istediği şey şu: “misafir odası, salon takımı, yatak odası takımı” gibi kullanılması gereken kelimelere “ş” harfi ekleyerek, “mişafir odaşı, şalon takımı, yatak odaşı takımı” gibi abuk-subuk sözcükler üretiyorlar.”
“…çıkıyorsunuz? denilebilir.” Soru işaretinden sonra her zaman için büyük harfle başlanılır. Bu bir imla kuralıdır. Üstelik burada soru işaretinin kullanılmasını gerektirecek bir durum da yoktur. (Bu tür sorunlar her zaman yaşanıyor. Üç tane imla, ya da bir soru işareti yanına bir ünlem, üç nokta yerine beş-altı nokta gibi.)
“…yedi yaşlarındaki…” Yedi, bir tanedir, yani tekildir. Yedi yaşlarındaki ifadesi de “Yedi yaşındaki” ya da “Altı-yedi yaşlarındaki” şeklinde olmalıdır. Bu hata da sürekli yapılan hatalardan. 1975’li yıllar örneğinde olduğu gibi.
Dil konusunda çok iddialı olan biri değilim. Ancak, dilin kullanılması gerektiği gibi kullanılmadığı iddiasındaysanız ya da dili düzgün kullanmayanları eleştiren bir yazı yazıyorsanız, kendi yazınızın ne kadar “olması gerektiği gibi olduğu” konusunda biraz daha düşünmek zorundasınız.
İzlenimler…
ali usta, 16 Haziran 2005, 09:09İzlenimler, çok zamandır beğenerek takip ettiğim bir site. Memlekette olan - biten hakkında, yorumlar, eleştiriler, vesaireler…
Sitedeki yazılarda en çok beğendiğim, hoşuma giden yön ise yazılardaki üslup. Sitede yayınlalanlar arasında en beğendiğim yazı ise (ki daha evvelce burada da bir kısmı yayınlanmıştı) “Türk Filmi Eziyetine Karşı Potestomdur” başlıklı yazıydı.
İzlenimler‘in yayın hayatındaki başarılarının her alanda daim olması temennisiyle.
(Ayrıca bir de Derin Sular var. O da izlenmiler tadında, tavsiye olunur.)
Niye Ben?
ali usta, 15 Haziran 2005, 11:12Brenda yamaç tırmanışı yapmak isteyen genç bir kadındı. Bir gün cesaretini toplayarak bir grup tırmanışına katildi. Tırmanacakları yere vardıklarında, neredeyse duvar gibi dik, büyük ve kayalık bir yamaç çıktı karsılarına. Tüm korkularına rağmen, Brenda azimliydi. Emniyet kemerini takti, İpi yakaladı ve kayanın dik yüzüne tırmanmaya başladı. Bir süre tırmandıktan sonra, nefeslenebileceği bir oyuk buldu.. Orada asili dururken, gruptan yukarıda ipi tutan kişi dalgınlığa düşerek İpi gevşetiverdi. Aniden boşalan ip, hızla Branda’nın gözüne çarparak lensinin düşmesine neden oldu.
Lens çok küçüktü ve bulunması neredeyse imkansızdı. Lens yamacın ortasında bir yerlerde kalmıştı ve Brenda artık bulanık görüyordu. Ümitsizlik içinde Brenda, lensini bulması için Allah’a dua edebilirdi yalnızca.Ve içten içe düşünüp dua etmeye başladı. “Allah’ım! Sen bu anda buradaki tüm dağları görürsün. Bu dağlar üzerindeki her bir taşı ve yaprağı bildiğin gibi, benim lensimin yerini de biliyorsun. Onu bulmama yardim et.”
Patikalardan yürüyerek aşağı indiler. aşağı indiklerinde, tırmanmak üzere oraya doğru gelen yeni bir grup gördüler. İçlerinden biri “Aranızda lens kaybeden var mi?” diye bağırdı.
Branda’nın sonradan öğrendiğine göre, lensi bir karınca taşıyordu ve karınca yürüdükçe yavaşça kayanın üzerinde hareket edip parlayan lens kızların dikkatini çekmişti.
Eve döndüklerinde Brenda lensini nasıl bulduklarını babasına anlatacak ve bir karikatürcü olan babası da ağzıyla lens taşıyan bir karınca resmi çizerek, karıncanın üzerindeki baloncuğa şunları yazacaktı:
“Allah’ım! Bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum. Bunu yiyemem ve neredeyse taşıyamayacağım kadar ağır. Ama istediğin sadece bunu taşımamsa, senin için taşıyacağım.”
“BU YÜKÜ NİYE TAŞIYORUM” demeyin.
Powered by WordPress with GimpStyle Theme design by Horacio Bella.
Entries and comments feeds.
Valid XHTML and CSS.