Archive for Ekim, 2005

pek dört

Perşembe, Ekim 13th, 2005

Bilgisayar kullanmayı bilmeyen, ama kendini bilgisayarın mucidi yerine koyan, bize de aptal muamelese yapan insanlardan nefret ediyorum arkadaş.

Servis Paketi 2 gerekiyor, ilgili programın çalışması için, “pek dört var bunda diyor”, pek güzel der gibi. Olamaz diyorum, servis paketi 3 bile çıkmamışken!

Makine geliyor, bakıyoruz win2000! Servis paketi 4 normal, ama sp2′li xp lazım. Anlatamıyoruz. “pek dört daha iyi değil mi?” diye soruyor, “olmaz” diyorum. Ama biz anlamayız ya, gidip başkasına soruyor (o da anlayan olsa gam yemeyeceğim ya!)

pek dört evet, kesinlikle daha iyi.

Bir de insanların, size işiniz düşünde nasıl kibarlaştıklarını, nasıl insan canlısı olduklarını görünce iyice delleniyorum. Gözünüzün içine baka baka, “sana işim düştüğü için insan muamelesi yapıyorum, yoksa bi’şey değilsin” diyorlar.

Haa, sanıyorlar ki biz de yiyoruz.

Oldu canım, görürsem söylerim.

Kı(u)ş gribi, mim’leme

Salı, Ekim 11th, 2005

Grip oldum her sene olduğum gibi. Sanırım bu da her seneki gibi bir kış boyunca sürecek. Günde 3 paket selpak tüketilir mi canım! Kuş gribi ise bendeki, beni de itlâf edin yetkililer, belki biraz rahatlarım!

Dünyadan hiç haberdar değilim, Attila İlhan’ın vefat ettiğini Bekir söyledi bu akşam, onu günlük nargile sefasına zaruri eşliğim sırasında. Deprem olmuş Keşmir’de, onu da o söyledi. Allah’ım vefat edenlere rahmet, kalanlara sabır…

mim, “okur yazar” olarak link vermemize kızıyormuş, düzelttik hemen, mim yaptık. mim‘in blogunda yorum yapamıyoruz, ama burada yazmamızı engelleyen bir şey yok değil mi?

Sultanahmet konusunda dediklerine sonuna kadar katılıyorum. İğrenmiştim manzara karşısında, sonra içeri girip kitap fuarında Engin Noyan’ı görmüştük, ona sormuştuk manzarayı ama bence oradaki manzara da kötüydü.

İhtiyaç duyduğun her şeye sahip olam güzel, ama daha güzel bir söz var aklımın bir köşesinde, okuduğum ilk günden beri kazınıp kalan: “hayatta en çok sayıda şeye sahip olamak değil, en az sayıda şeye ihtiyaç duymaktır önemli olan!”.

Tvlerdeki iftar programları. İzlemiyorum şükürler olsun. Geçen gece sahurda Kanal 7′ye baktım bi. Süleyman Çobanoğlu! Kamera karşısındaki o adam gerçekten de sen misin? Tanıyamıyorum. Ben “Yobazlığa Övgü”deki Çobanoğlu’nu sevmiştim. Kitabını bütün yobazlara adayan Çobanoğlu’nu.

Hilâl Tv diye bir kanal daha açılmış. İzleme imkanım olmadı ancak kuruluş çalışmalarının en başından beri haberdarım, içeride olan, sonra “dışarıya” çıkan’ın dediğine göre, ki çok önemlidir dedikleri, bir işe yaramaz! Göreceğiz, ya da göreceksiniz, izlemiyorum netekim!

Attila İlhan

Salı, Ekim 11th, 2005

“kimi sevsem sensin, hayret!” dizelerinin şairi…

Allah rahmet eylesin.

Hareketli bir gün

Cumartesi, Ekim 8th, 2005

Cuma namazı için abdest aldığım sırada ceketimi alan biri yüzünden hareketli bir gün yaşadım. Abdest alırken bi baktım ceketim yok. Sağa sola baktım, benim ceketle kaçan biri de yok. Kimsenin üzerindeki ceket de benim ceketim değil. E “hırsız var” diye bağıramayacağıma da göre ses çıkarmadan camiye gidip kıldım namazımı, çıkarken imama anlattım durumu, “ben buralardayım hocam” dedim “hani biri yanlışlıkla filan almış ve de getirirse filan” diye özetledim, gittim.

İşe giderken Hüseyin ağabeyi gördüm, anlattım durumu, dur evden bi kazan(1) filan getireyim dedi, sağolsun gitti getirdi. Donacaktım yoksa.

Ceket gitti diye yanmadım hiç, cebinde telefonumun ve de saatimin oluşuna da yanmadım. Doğrusunu söylemek gerekirse hiç de umurumda olmadı ceketimin ve cebindekilerin gidişi.

İşe gittim, böyleyken böyle diye anlattım herkese. Adliyede çalışıyoruz ya, hakim bey savcılığa gitmemi söyledi, cep telefonundan bulunur takma kafana filan.

Gittim müracaat savcımıza dedim böyle böyle. Önce karakola git dedi, sonra buraya. Allahım! Uzun bir yola girdim ama el mahkum. Adliyede çalışıp da adalete güvenmemek de olmaz.

Karakola gittim dedim böyle böyle. Saatim, telefonum, anahtarlarım (ki işyerinin anahtarları var diye şikayetçi oldum, hani olmaz ya adamın biri sırf o yüzden çalmıştır bizim ceketi, dosyası neyim vardır, bir öğlen arası içeri girer… Evet çok abarttık!) üç tane kalemim hepsi bu. İfade tutanağı, imza.

Akşam, iftardan sonra tam evden çıktım ki kapıdan babam yetişti, telefonla konuşuyor. Benim telefonu aramış. Çıkmış biri, tam adamı telefonda dövecekken, camiin görevlilerinden biri olduğunu anlamış. Bizim ceketi alan eleman, eksiksiz bir şekilde ikindi namazından sonra (görevli ikindi vakti ceketin camide olmadığını söyledi de) ceketin camiye bırakıldığını gelip almamızı söyledi.

Gittim, aldım, her şey yerli yerinde. Öyle ki telefona tutmamış bile. 25 cevapsız çağrı yazıyordu ekranda.

Tekrar karakola gittim, ek ifade tutanağı, imza.

Ceketim, telefonum, saatim, anahtarlarım hepsi tastamam.

Görünen o ki biri bizim ceketi yanlışlıkla aldı ama, yanlışlıkla aldığı benim ceket yerine kendi ceketini de bırakmadı. İkisini üstüste giymiş olabilir m?

Hızlı bir gündü hasılı kelâm.

(1): Kazan olur mu efendim, kazak! Bir arkadaşın buyurduğu gibi kazan giymiyoruz :p

Hoş Geldin…

Salı, Ekim 4th, 2005
Ramazan-ı Şerifiniz mübârek olsun…
img src=”http://static.flickr.com/25/49391666_be15dd9784.jpg” class=”flickr-photo” alt=”" border=”" /

“Divan-e”

Pazartesi, Ekim 3rd, 2005

Divan-e: Genel Gerekçe
divan-e, Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi üzerine çalışan bir grup akademisyen tarafından kurulmuştur. divan-e’nin tek derdi, hukuk kuramına ilişkin ürünleri mümkün olduğunca geniş bir çevreyle paylaşılabilmektir.

Hukuk denince aklımıza ilk gelenin yargılama olduğu açıktır. Aslında hukuk fakültelerinde de pratik hukukun bilgisi va’z edilmektedir. Yani hukuk fakültelerine avukat-hakim-savcı yetiştiren kurumlar olarak bakılmakta; dahası, bu avukat-hakim-savcılardan da teknik hukuk bilgisi dışında pek bir şey beklenmemektedir. Biz, bu teknik hukuk bilgisini, hukukun “içeriden” görünüşü olarak nitelendiriyoruz. Oysa hukukçuların sahip olmaları gereken çok önemli bir bilgi de kuramsal hukuk bilgisidir. Bu kuramsal hukuk bilgisini, hukukun “dışarıdan” görünüşü olarak adlandırıyoruz. Hukuk formasyonuna sahip kişiler, zamanla hukukun bu dışarıdan algılanışını unutmaya, hukukun içindeki yoğun meselelerle boğuşmaya eğilimlidirler. Oysa bir kurum ya da yapı olarak hukuk, kuramsal bir değerlendirmeye de muhtaçtır. Yoksa, Kafka’nın Dava’sındaki, “insanın karşısına aniden çıkıveren çatı katlarındaki mahkeme kalemlerini, apartman dairesinden bozma mahkeme salonlarını, kibirlenmeye meyilli yargıçları, hastalıklı avukatları, zaman zaman kaybolan, sonra durduk yerde karşımıza çıkıp sonuçlanıveren dava dosyalarını, ağlamaklı ve öfkeli mübaşirleri, kalem memurlarını, dava hakkında gaipten gelen duyumları, nasıl olup da herkesin davadan bir şekilde haberdar oluverdiğini, mütevekkil kıdemli sanıkları, mütereddit çaylak sanıkları, hüküm vericilerin netameli ilişkilerini” farkında olmadan kanıksayıverirdik. divan-e, Dava’da anlatılanları kanıksamama çabasıdır.

“divan-e”liğimizin gerekçesi; hem hukukçu olup hem hukuka dışarıdan bakmaya çalışmamız ve hukuk fakültelerinin –çoğuna göre ve en hafif ifadesiyle- en “sevimsiz” alanlarından birinde inat ediyor olmamızdır. “divan-e”liğimize bir başka kılıf da, internette toplamaya çalıştığımız bu “büyük meclis”in bir “e-divan” olarak değerlendirilmesini ummamızdır.

Fuzulî’nin şu beyti, “divan-e”liğimize bir genel gerekçe kabul edilsin:

“İlim kesbile paye-yi rif’at, arzu-yi muhal imiş ancak/
Aşk imiş her ne var alemde, ilim bir kıyl u kal imiş ancak!”

www.divan-e.com

Before the Rain

Pazar, Ekim 2nd, 2005

1994 Milcho Manchevski yapımı filmin, aynı adı taşıyan soundtrack albümünü dinliyorum, bir dost tavsiyesi üzerine.

Gerçekten de çok güzel müzikler. Özellikle Coming Back Home 1 ve 2 parçaları defalarca dinlenilecek türden. Tavsiye olunur.

Müziklerinin güzel oluşundan yola çıkarak, filmin de güzel olacağı fikrine kapılıp filmi indirmeye başladım, Nahnu, soundtrack elbise gibidir, dese de. Hele download edelim, film hakkında da kelam ederiz. İşimizin adı ne?

Imdb’de Before the Rain
Soundtrack için edonkey linki
Film için torrent reactor

Excel, bir derya

Pazar, Ekim 2nd, 2005

Bu güne kadar hiç kullanmadığım bir programdı, excel. Neler yapılabileceğini az çok bilmeme rağmen, hiç ihtiyaç duymamış olmamdan sanırım, elimi bile sürmüşlüğüm yoktur bu programa.

Şimdi işimi kolaylaştırmanın yollarını araken müracat ettiğim excel ile neler yapılabileceğini az çok görünce kelimenin tam anlamıyla hayran kaldım excele.

Yaptığım iş hiç de öyle ciddiye alınacak şey değil ancak, işimi o kadar kolaylaştırıcı ki anlatamam. Sadece çalışma sayfalarındaki hücrelerden veri alıyorum hepsi bu!

Önceden en az 10 dakikamı alan iş, şimdi 1 dakika sürmüyor desem yalan olmaz.

Çok güzel bir şeymiş bu program, herkeşe(1) tasfiye(1) ediyorum :P

1: Sehven değil, kasten.