Archive for Mart, 2006

Nur tevesi

Cuma, Mart 31st, 2006

Akşam kanallar arasında turlarken nur tevesine denk geldim. Ekran ikiye bölünmüş, bir tarafta Faruk Beşer, diğer tarafta da enteresan bi amca. Şaşırdım, şok oldum! Faruk Beşer nur tevesinde ne arıyor diye, sonradan açıklığa kavuştu hadise.

Ekranın sol tarafındaki nur teve yüzlü amca, önce sağ taraftaki görüntüyü bize izlettiriyor, sonra da, tıpkı fitbol programlarında olduğu gibi, yorum yapıyor. Çok bilimseldi söylediği şeyler, beni aştı, dayanamadım.

Faruk Başer’den sonra da Cevat Akşit değerlendirmesi vardı nur teve yüzlü beyamcadan.

Hafif melankoli kokan hayat yazıları

Perşembe, Mart 30th, 2006

Diye bahsetmiş sevgili manhem blogumuzdan, teşekkürlerimizle mukabelede bulunalım : )

İstanbul

Çarşamba, Mart 29th, 2006

firkat‘in İstanbul’da boşalttığı kadroya Mehmet tayin oldu. Ne diyelim, hayırlı olsun. Gözümüz yok :p

Üst Kattakilere Açık Mektup

Çarşamba, Mart 29th, 2006

E yeter ama!

Takdir

Çarşamba, Mart 29th, 2006

İnsan ne kadar da seviniyor takdir edildiğinde değil mi? İşin doğrusu bana çok yabancı bir duygu olsa da (genelde tenkid edilen biyiyim :p) yakın zamanda biri blog için sevgili Yusuf ağabeyden, diğeri de bugün işimle ilgili olarak amirlerimden geldi.

Arada bir bu ihtiyaçları gidermekte fayda var, deneyin : )

Dip: Hepinizi takdir ediyorum, buraya katlandığınız, takıldığınız için :p

tarihe geçen sözler

Salı, Mart 28th, 2006

büyük biri olmayı hayal etmek, sadece hayal etmektir.(1)
o dündü bugün de bugün (2)

1-firkat, tarihe geçen sözler, cilt bir, sahife üçyüz altmış beş.
2-a.g.e., sahife sekiz yüz kırk bir

dün akşam yok yazıldınız ayrıca, bilginize :p

Son İçin Güzelleme

Salı, Mart 28th, 2006

Son İçin Güzelleme

Nokta salt matematikçiler için başlangıç değil. Romanlar da asıl başlaması gereken yerde bitiyor.

Romanların sonları fırtınadan sonraki sükûta benziyor. Ki onlar aynı zamanda fırtınadan önceki sükûtlar da.

Düşünsenize Aşk-ı Memnu’nun Beşir’ini. Bir yerlerde hâlâ öksürüyor ve Nihal’ler mutlu olsun adına defalarca ölüyordur kuşkusuz. Gevher, o silik harem ağası, ama Sergüzeşt’in en güzeli, Dilberleri özgürlüğe kavuşturmak niyetine mavi beste Nil sularında, sonsuza değin can veriyordur hiç tükenmeden.

Mai ve Siyah’ın Ahmet Cemil’i. Onca yenilginin ardından Yemen’de ne yapardır dersiniz? Ya o dilenci, türküsünü hâlâ söylüyordur değil mi? Bunun için değil mi ki zaten, harikulâde bir duyuşun sahibi Tanpınar, arkasına düşerek ‘Ahmet Cemil’le Mülâkat’ ihtiyacını hisseder. Hisseder ya Tanpınar’ın şaheserinde de aynı ’son’ bizi beklemektedir. Öldüğü, çıldırdığı ya da kurtulduğu pek kestirilemeyen Mümtaz, yaşamındaki tüm ayrıntıları ışığında görünür kılan Nuran deneyiminden sonra, nihayet kendisi olarak yaşamayı becerebilecek midir?

Şımarık ama sevimli ve zavallı başı hayalin buğulu semalarından gerçeğin sert ve katı zeminine defalarca çarpan, kendisini sonsuz bir şefkatle kucaklamaya nedense her zaman hazır olduğum Bihruz bey. Araba Sevdası’nın o son sahnesinde, Direklerarası XIX. asırlarda en son karşılaştığımız Ramazan gecesinden sonra ne yana yürümüştür acaba? (daha fazla…)

Bazen…

Pazar, Mart 26th, 2006

Buranın (ve kendimin) kapısına kilit vurmak geçiyor içimden. Eğer bu bir oyunsa, kuralına göre lütfen! Yok değilse, ben zaten oynamıyorum!