“Bana hakikati değil, muradını ver”

[…]
Birinci Aydınlanma Çağı’na damgasını vuran Newton’un dünyada belirsizlik, bulanıklık yoktur; bir şey ya öyledir ya da öyle değildir; ya siyah ya da beyazdır, gri yoktur, anlayışını hukuka taşıdığımızda, neyin suç olup, neyin suç olmadığının kesin olarak belirlendiği sistemleri görüyoruz. Cinayet, hırsızlık vb. suçlar, ve cezaları matematiksel bir hassasiyetle maddeler, fıkralar şeklinde tanımlanır. Bir sanık, ya katildir ya da değildir, ya hırsızdır ya da değildir. Biraz katildir, biraz değildir diye bir şey yoktur. Tıpkı klasik fizikte olduğu gibi, burada da gri alanlar olmamalıdır. Tersi, keyfilik, hukuksuzluk sayılır. Nasrettin Hoca, gibi, “Davalıya sen haklısın, davacıya sen de haklısın, ikisinin birden haklı olamayacağını savunan dava katibine, vallahi sen de haklısın!” diyen bir mahkeme düzeni olamaz. Komik olur. Ya da komik olurdu demek lâzım. Çünkü, artık günümüzde, Birinci Aydınlanma Çağı’nın pozitif hukukta anlayışı sorgulanıyor. O kadar ki, “hukuk adalet dağıtmalıdır; kurallar, kaideler değil” şeklindeki bir itiraz, giderek daha yüksek sesle duyuruluyor. Formal/resmi hukukun siyah–beyaz kurallarının cenderesinden kurtulan hakemlerin, tarafların uzlaşabilecekleri gri alanları kolaylıkla saptayabilecekleri düşünülüyor.
[…]

Bir blogda görüp sık kullanılanlarıma eklemiştim bu yazıyı. Özellikle bu alıntıladığım bölümü çok beğendim. Alev Alatlı’nın 15.03.2002 tarihinde Zaman Gazetesi’nde yayımlanan yazısının devamı için buyurun.

aynı tarihte yazılanlar:

Yorum Yapılmamış »

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. TrackBack URI

Yorum yapın

XHTML: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Powered by WordPress with GimpStyle Theme design by Horacio Bella.
Entries and comments feeds. Valid XHTML and CSS.