Dün akşam Muhsin’in dükkânında kitaplara bakarken, DGS kitapları gözüme ilişti ve usulen de olsa bu yıl DGS’ye girme plânları yaptığım geldi akıma. “Acaba ne zaman ki müracaatlar” diye düşündüm, hemen sonrasında da Oğuz’un “abi başvurular başladı form alayım mı sana?” dediğini hatırladım.
Eve gidince ösym’nin sitesinden bakarım diye düşünüyordum ama bakmayı unuttum, sabah uyandığımda bakıverdim. Son anda yakalamıştım müracaatlar 28 Nisan’da bitiyordu.
Form ücreti ve bankaya yatırılması gereken paranın toplamı kadar param yoktu, babamdan istedim. Verdi. İşe gittim, izin istedim, aldım, yürüyerek AÖF bürosuna gittim (ki daha sonra bir arkadaş, “oraya kadar niye yürüdün ki, İlâhiyat’a gitseydin ya” dedi ama, iş işten geçmişti, ben yürümüştüm), “merhaba” dedim, “DGS formu alacaktım”. Arkadaş bitti, dedi. Ben de form bitti sandım.
Yanlış sanmışım, müracaatlar bitmiş, hemi de dün!

Sabah mahmurluğuyla yukarıda da görüleceği gibi 26 Nisan’ı, 28 Nisan olarak okumuşum. Artık bu dakikadan sonra yapacak bir şey yok. Kısmet değilmiş (mutluluk :p), zaten hazırlanmıyordum, aman ne gerek var bu yaştan sonra bilmem kaç sene daha oku falan ohoo uzun iş gibi gayet mantıklı sebeplerle kendimi avutmak istediysem de içimde ukde olarak kalmadı değil. Yani üçüncü senedir girmek kısmet olmadı. Var bunda bir iş.
Şimdi asıl lâfım ösym’ye. Sevgili ösym, ben ki nineteen ninety nine senesinden beri bütün öss’lere giren biriyim, seni hiç ihmâl etmedim, senin bu yaptığının nerede yeri var he? İnsan bi arayıp da, bilader sınav var, unutma demez mi? Sen kaybettin güzelim, ben tam elli beş yeteleyi gözden çıkarmıştım. Ayıp, çok ayıp, bunca yıllık münasebetimiz var, hiç yakışmadı!