Archive for Nisan, 2006

çay iç butonu

Cumartesi, Nisan 29th, 2006

faruk bey kardeşimizin şurada zikrettiği “iç düğmesi olan çay bardağı procesi” tasarım aşamasını bitirdi, iş şimdi mühendislik ve üretim aşamalarında. tübitak ve dünyanın diğer köşelerinde avara kalmış ne kadar pirefösöf varsa bu hususta çalışıyorlar. beta tester olmak için faruk beyin blogunda kayıt yaptırabiliyorsunuz.

Asker ziyareti

Cumartesi, Nisan 29th, 2006

Bugün hiç tanımadığım birini ziyarete gittim, hem de askerde! Sercan’ın okul arkadaşı, Rize’ye askerlik için gelince bana söyledi, ben de gittim buldum, epey muhabbet ettik. Çok sevindi, ben de çok sevindim. Müthiş sürpriz oldu onun için, hiç tanımadığı bilmediği bir yere geldiğini sanarken, en sevdiği arkadaşının ona birini göndermesi ilaç gibi geldi ona.

Ben de askere gidince birileri birilerini yollar mı bana, hişt, size diyorum :p

Perşembe, Nisan 27th, 2006

Perşembe, Nisan 27th, 2006

Kısmet değilmiş

Perşembe, Nisan 27th, 2006

Dün akşam Muhsin’in dükkânında kitaplara bakarken, DGS kitapları gözüme ilişti ve usulen de olsa bu yıl DGS’ye girme plânları yaptığım geldi akıma. “Acaba ne zaman ki müracaatlar” diye düşündüm, hemen sonrasında da Oğuz’un “abi başvurular başladı form alayım mı sana?” dediğini hatırladım.

Eve gidince ösym’nin sitesinden bakarım diye düşünüyordum ama bakmayı unuttum, sabah uyandığımda bakıverdim. Son anda yakalamıştım müracaatlar 28 Nisan’da bitiyordu.

Form ücreti ve bankaya yatırılması gereken paranın toplamı kadar param yoktu, babamdan istedim. Verdi. İşe gittim, izin istedim, aldım, yürüyerek AÖF bürosuna gittim (ki daha sonra bir arkadaş, “oraya kadar niye yürüdün ki, İlâhiyat’a gitseydin ya” dedi ama, iş işten geçmişti, ben yürümüştüm), “merhaba” dedim, “DGS formu alacaktım”. Arkadaş bitti, dedi. Ben de form bitti sandım.

Yanlış sanmışım, müracaatlar bitmiş, hemi de dün!

dgs.png

Sabah mahmurluğuyla yukarıda da görüleceği gibi 26 Nisan’ı, 28 Nisan olarak okumuşum. Artık bu dakikadan sonra yapacak bir şey yok. Kısmet değilmiş (mutluluk :p), zaten hazırlanmıyordum, aman ne gerek var bu yaştan sonra bilmem kaç sene daha oku falan ohoo uzun iş gibi gayet mantıklı sebeplerle kendimi avutmak istediysem de içimde ukde olarak kalmadı değil. Yani üçüncü senedir girmek kısmet olmadı. Var bunda bir iş.

Şimdi asıl lâfım ösym’ye. Sevgili ösym, ben ki nineteen ninety nine senesinden beri bütün öss’lere giren biriyim, seni hiç ihmâl etmedim, senin bu yaptığının nerede yeri var he? İnsan bi arayıp da, bilader sınav var, unutma demez mi? Sen kaybettin güzelim, ben tam elli beş yeteleyi gözden çıkarmıştım. Ayıp, çok ayıp, bunca yıllık münasebetimiz var, hiç yakışmadı!

Memleketimden Etliekmek Manzaraları

Çarşamba, Nisan 26th, 2006

Dün bahsi geçen “etliekmek” muhabbetine dair çok gizli bir belge geçti elimize. Alexandre The Great De La Prometheus’un kaleminden çıkan bu yazıyı yayınlamaktan guruluyuz, onurluyuz filan : )

Buyrun efendim: Memleketimden Etliekmek Manzaraları

Ehueh filan. Yediğimiz içtiğimiz bize kalsın gördüklerimizi anlatsak nasıl olur? Yok hayır evet anlatmalıyız. Kuzen geçen Konya’ya gittiğimde niye haber vermedin geldiğini etli ekmek yerdik dedi. Etli ekmek deyince akan sular ak akçe olur benim için. Bu sözünü unutma kuzen dedim. Nihayet Konya’ya gittim geçen haftasonu. Sonra ellerim titreyerek mesaj gönderdim kuzene. 3 gündür açım da bana etliekmek söyleyecek birini arıyorum dedim. O da tamam dedi. Saat 15:00 Zafer. Tamam. Sabahtan beri o da bişey yememiş. Şu uzatanlardan mı yiyelim yoksa klasik mi olsun diye düşündükten sonra klasikte karar kıldık. Efendim hafif yağmurlu ve rüzgârlı bir havada az gittik uz gittik dere tepe düz gittik. İsmi bizde saklı bir restauranta gittik ve oturduk bir masaya. Garson geldi ne alırsınız efendim dedi; önce bayanlar misali kuzene baktım tek etliekmek dedi, beynimden vurulmuşa döndüm, tek etliekmekle insan mı doyar, ben en az iki yerim, utandım, yerin dibine girecektim, bir süre bekledim kaç desem diye, kuzen gülmeye başladı, neyse benimki bi buçuk olsun dedim. Ama epey güldük. Yoo öyle şişman bir tip de değilim, topu topu 57 kg. Ama ne bileyim. Etli ekmek en az iki yenir. Yani biz arkadaşlar iki yeriz, doymazsak ortaya bi daha söyleriz filan. Neyse yedik etli ekmeklerimizi, yanında ayran da içtik, ilgililerine duyurulur. Ardından da çay içtik. Öyle işte. Sohbet ettik. Konya’dan, evden, akrabalardan, anneannemizden, ben teyzemden, o teyzesinden… Daha sonra tekrar yürüdük, sohbet ettik. Aşiyan’da çay içtik. Saatler saatleri kovaladı, ne çok konuşacağımız şey varmış. Kitaplardan bahsettik çokça. Sonra ya sen niye yazmıyorsun blogunda dedi. Kuzen hiç girme bu mevzulara filan… Müzik sohbetleri… Feyruz, Ümmü Gülsüm… Sonra Nirvana’dan Kurt Cobain’in bi sözünü söyledim; “hayalindeki insan olmaya çalışmak, içindeki insanı harcamaktır.” İdealizmin bir yere kadar olduğunu asıl mutluluğun başka olduğunu falan konuştuk. Bir çok konuda aynı düşünüyoruz kuzenle. Hatta kan gruplarımız bile aynı. Kuzen söylemeyi unuttum, Aşiyan’daki çayı çok beğendim. Neyse bu kadar yeter sanırım. Allah herkese böyle bir kuzen nasip etsin. Yemek söylüyor, çay söylüyor, üstüne üstlük bir de derdini dinliyor.

Not-1) Haftasonu da gelmeyi düşünüyorum, ne söyleyeceksin bana:P

Not-2) Etliekmek nasıl yapılır? Kuzen menüde okudu. Şöyle yazıyor; 180 gr hamur, 100 gr et ve 100 gr içlik (domates, biber, soğan vs.) Yani bunlardan yapılıyor. Nasıl yapıldığını merak eden olursa, bir ara cemaat.com’da yazmıştım. Bi zahmet araştırıverin.

Not-3) Etliekmek yanında ayran güzel olur. Ama bir de şalgam suyu içmenizi tavsiye ederim.

Not-4) Bu aylık yazımız da bitmek üzere.

Not-5) Kuzen eklemek istediğin bişey olursa, hani rezil etmek istersen Nahnu’deki yorumuma filan misilleme, buyur.

Not-6) Kuzen, her şey için sağol.

Not-7) Yeter ama değil mi bu kadar…

Alexandre The Great De La Prometheus

Ustanun notu: Ne diyim kuzenler, ağzınıza yüreğinize sağlık. Lâkin bizim etliekmek alacağımızdan hiç bahsedilmemiş, kenara itiliyoruz gibi geliyor bana! Bakınız, lütfen diyorum :p

Kuzenler

Salı, Nisan 25th, 2006

İsimleri bizde saklı iki kuzen, dün buluşup etliekmek yemişler. (Güvenlik açısından bu istihbaratı sağlayan kişinin ismini açıklayamıyoruz!) Göz hakkı kavramından hakkımız olduğunu iddia ediyoruz. Alacak hanemize yazdık şimdien.

Ha bir de kuzenlerden biri detayları buraya yazacakmış, bekliyoruz : )

Ş. Teoman Duralı’dan iki yeni kitap

Pazar, Nisan 23rd, 2006

Bugün, Yeni Şafak gazetesinin kitap eki geçti elime de ona bakarkan gördüm Ş. Teoman Duralı’nın iki yeni kitabının çıktığını ve hemen sipariş listesine ekledim. Ümidim odur ki bu kitaplar hakkında dişe dokunur bir şeyler yazarım ama önce gelmeleri lâzım ve biz o zamana kadar arka kapak yazıları ile idare edelim.

Not kabilinden: Zannım odur ki, Teoman Hoca’nın “Felsefe-Bilime Giriş” kitabınının devamı, takipçisi, tamamlayıcı unsurları barındıran kitaplar bunlar. O yüzden daha bir heyecanlandım, kitap çıkarma anlamında epeydir suskun olan Teoman Hoca’nın yeni kitaplarını görünce.

Felsefe-Bilim Nedir?
Ş. Teoman Duralı, Dergâh Yayınları

İnsan, bilgisi üstüne katlanarak bilen beşer demektir. Filozof, bilgi’yi ve onun zihnindeki yapıtaşı durumundaki kavram’ı kendine konu edinen kişi olması bakımından sistemleştirilmiş bilgiler bütünlüğü biçimde özetleyebileceğimiz bilim’in bilgini’dir. Bu durumda, bilgi üreten bilim, onun ürettiği bilgiler üstünde düşünen de felsefedir. Felsefe, bilimin ürettiği bilgiler üstünde dönüp tasarılar oluşturmasaydı, bilim iş görmez duruma düşerdi. İkisinin birarada temsilettiği kudret olağanüstüdür.

Kitapyurdu’nda “Felsefe-Bilim Nedir?”

Sorun Nedir?
Ş. Teoman Duralı, Dergâh Yayınları

Sorun Nedir’de girişilen, teorik ile uygulanma vecheleriyle soru’nun, geniş çaplı araştırılmasıdır. Soru’nun soruşturulması eleştiri çerçevesinde yer alır. Teşrih masasına yatırılıp eleştiriye konu kılınan sistem yapılı sorma edimi ile onun verisi soru, sorun’dur. Sonuç olarak, felsefe-bilimin ana devindireni sorun olmakla birlikte, şimdiye değin bu, felsefe çalışmalarının odağı kılınmamıştır.

Kitapyurdu’nda “Sorun Nedir?”