Ankara yolcusu kalmasın!

Beklenen yolculuk yarın gerçekleşecek bir aksilik olmazsa, gitmeden son bir yazı yazayım dedim, gurbet ellerde internet kafelerden yazmaya pek de niyetli olmadığımdan.

Yarın sabah 9:30’daki ÖSS’ye gireceğimi söylemiştim, iyi denk geldi gidiş günüme. Saatler biraz sorunlu gibi görünse de 11:30’a kadar sınav salonunda kalmayacağımı, kalamayacağımı bildiğimden, dahası önceki denemelerimde (sayısını tekrar yazmayayım :p) hatta kazandığım sene bile hiç iki saat kalmadım sınav salonunda. O yüzden iyi bir süre benim için.

Bavulumu hazırladıktan sonra fark ettim; sanki çok uzun bir süreliğine gidiyormuşçasına hazırladım. İlk bavul yetmeyince gidip yeni ve büyük bir bavul bile aldım : )

Bavulumda iki Ken Parker, dört Dylan Dog (ki çizgi roman bunlar :p), Dostoyevski’nin Ezilmiş ve Aşağılanmışlar romanı ile Faruk bey ve Mihman hanım ile geçen geceki sohbetimizde “Peyami Safa’yı bir ben okumamışım” diyip beni utandıran ve “en kısa zamanda okuyacağım” dediğim Yalnızız romanları bulunuyor. Okumak için fırsat bulabileceğimden emin olmasam da yine de götürmekte bir sakınca görmüyorum.

Bir de Güzellik Uykusu’nu aldım yanıma. Yeteri kadar okumamışım, geçenlerde Hepatit Ze (şimdilerde kontrol ze :p) sordu bir şiiri, bilemedim, utandım. Fırsat buldukça Güzellik Uykusu çalışacağım : )

Bir tane de boş bir defter aldım yanıma, yazmaya niyetliyim. Bloglayamayacaksak da yazmayacağız diye bir şey yok. Yazıp sonra da fotoğrafları ile yayınlamaya niyetliyim. Gerçi el yazımın pek okunaklı olmadığı yönünde çeşitli bloglarda dedikodular dolaşmış ise de vakti zamanında, sizler aldırmayın efendim, okunaklıdır aslında : )

Ankara’da eksikliğini hissedeceğim tek şey müzik olacak sanırım. İşe başladıktan sonra çok defa almaya niyetlendiysem de müzik dinlemeye yarayan bir araç, her defasında “Nasılsa artık yerleşik hayata geçtim, gerek yok” düşüncesiyle vazgeçmiştim ama yanılmışım işte. Lâzım oluyor bazen ve bunu da en kısa zamanda temin edeceğim, neme lazım, yarın ne olacağı belli mi : )

Ankara’da Sayın Alexandre, Oblomov, Ansugo ve gelirlerse Nahnu ve Sadettin ile buluşacağız. Hatta Ankara’daki zamanımın büyük birçoğunu Alexandre beyle geçireceğimden adım gibi de eminim. Günlerimizi denk getirebilirsek beraberce İstanbul’a geçip Faruk Buyaka beyin bürosunu basacağız ve çay servisi yaptırtacağız kendisine : ) Selim ağabey bana balık ekmek ısmarlama sözü göndermişti Faruk Buyaka beyle, kısmet olursa eğer o alacağımı da tahsil edeceğim. İstanbul’da yapmaya niyetlendiğim hatta bir günümü (ki toplamda iki gün kalabileceğim İstanbul’da) ayırmaya niyetlendiğim başka bir programım daha vardı ama şartlar (şartlar?) müsaade etmedi böyle bir şeye, ne diyelim, hayırlısı.

Şimdilik buradan bu kadar efendim. Ankara, İstanbul ve eğer gidersek Konya fotoğrafları ile huzurlarınızda olacağım, makinemiz de bir işe yaramış olacak.

Yarınki sınav benim için çok önemli olmasa da (AÖF için sadece :p) yine de dua etmekte fayda var. Hem yolcuğa çıkıyorum yarın, gidip de dönmemek, dönüp de bulmamak var.

Sağlıcakla kalınız efendim, ben yokken blogun tozunu almayı unutmayın, zira beyaz kir tutar : ) (bu laf kime acaba? :p)

Giderken daha evvel şurada sözlerini paylaştığımız Erkan Oğur’un “Oy Benum Sevduceğum” türküsünü armağan ediyorum sizlere efendim, hoşça kalınız.

Bir sms vesilesiyle

Ben de ÖSS’ye girecek olan herkese (ve kendime :p) başarılar diliyorum. Benim sınavım çok heyecanlı olacak, sınav bitmeden hareket edecek olan bir Ankara uçağı var çünkü, bakalım, kısmet : )

Öss’ye girecek ögrencilere ve Çalisanlara basarilar dileriz. :/

Ha Gayret

Düş Sokağı Sakinleri’nden dinliyoruz: Ha Gayret.

(Yavaş yavaş mp3 sitesi olmaya mı başladık nedir bilmiyorum ama böyle gidersek Ansugo, bandwidthi sömürdüğüm gerekçesiyle zaxaz ailesinden sepetleyebilir beni :p)

Bugün…

Sabahtan beri içimde tarif edemediğim bir his. Nasıl anlatılır bilmiyorum ki, garip, diyelim.

Sonra, “ya hu daha dünkü yazında “yanlış bir şey söylemiş olsanız dahi arkasında durun be” dedin ama sen ne kadar durdun söylediğinin arkasında” diye derse diye düşündüm, bir şey diyemezdim diye cevap verdim kendime.

Son olarak işten çıktığımda bir “hiç” gördüm. Bunu daha önce “bugün ben bir hiç gördüm” şeklinde bir yerde okumuştum sanırım ve o zaman anlamamıştım. Anlamak için görmek gerekiyormuş. Evet “hiç”miş. Geçtim gittim yanından “hiç”in.

En son olarak dünkü öfkem yazısından sonra aklıma öfke ile ilgili, yine nerede okuduğumu ya da nereden duyduğumu hatırlamadığım bir güzel söz geldi:

Öfke şeytandandır, şeytan ateşten, ateşi su söndürür. Öyleyse öfkelendiğinde abdest al!

Eyvallah…

Hamd olsun

Birbirine güvenen insanları yaratan Allah’a hamd olsun.

Amin.

Powered by WordPress with GimpStyle Theme design by Horacio Bella.
Entries and comments feeds. Valid XHTML and CSS.