Nasreddin Hoca dedi ki:
Cuma, Temmuz 28th, 2006Elâlemin ağzı torba değil ki büzesin!
Elâlemin ağzı torba değil ki büzesin!
Afganistan işgal edilirken de, Irak işgal edilirken de aynısını yaptılar. ABD ve İngiltere’nin önünü açtılar. İslam dünyasını uyutmak için her şeyi yaptılar. Irak’ta iç savaş, etnik savaş, mezhep savaşı projelerine kapı araladılar, destek verdiler. Filistin’deki işgali ve insanlık trajedisini yıllarca istismar ettiler; kendi halklarının öfkesini kontrol altına almak için Filistinli çocukların kanını kullandılar! ABD ve İngiltere’nin bölgesel hegemonyasının bekçiliğinden başka hiçbir rolü olmayan rejimlerini korumak için her türlü onursuzluğu sergilediler. Onlarca yıldır Ortadoğu’da yaşanan işgallerde, insanlık dramlarında, sömürüde, onursuzlukta, aşağılanmada, yoksullukta, yolsuzlukta ve kaosta hep en önemli rolleri üstlendiler. Kendi halklarını, bölgenin insanlarını, refahını değil, patronlarının çıkarlarını öncelediler, onların bekçiliğini yaptılar, onlar için kendi halklarını kıyımdan geçirdiler. Bu onursuzlukları sergilerken gerekçeleri bazen Taliban’dı, bazen Saddam’dı, bazen mezhepti, bazen terördü. Bu bölgede işlenen bütün günahlardan onlar sorumlu. Bu azgın zümre sorumlu. (daha fazla…)
Şuradan gördüm, çok beğendim : ) Toparlanın gidiyoruz :p
Marmara Fm’i dinliyorum, düş vakitleri dinlerim diye açmıştım ama yok anlaşılan, habire türkü dinliyoruz. Dinlediğimiz bu şarkı türkü arasında bir ses giriyor araya, Filistin’den, Lübnan’dan bahsediyor, insanlar acı çekiyor diyor, orada eriyen hayatlar, burada eriyen dondurma filan diye gidiyor. Bel altından vuruyor resmen, sonra türkü dinlemeye devam ediyoruz.
Bu mudur şimdi? Ne bu yani? Görevinizi yapmış olmanın huzuru içinde unutacak mısınız artık?
Tamam üzerine ölü toprağı serilmişçesine sessiz kalmanın da doğru olmadığını biliyorum ama bu yapılan, türkü arası acı hatırlatma olayı çok saçma. İşte değeri bu, deniyor sanki. Kabul etmiyorum efendim. Etmiyorum!
Ben ki mesai bitti mi bi dakka durmam giderim diyen adamım, iki gündür mesai bitiminden sonra zor atıyorum kendimi eve. Hadi bu neyse, cumartesi günü işe gidecek oluşuma hâlâ inanmış değilim. Bu ben miyim gerçekten, ne oluyor bana : )
Alexandre bey şurada bir yorum yazmış ama kaynamasına razı olmadığımdan onu buraya akratıyorum:
Bir zamanlar burada yaptığım tahminden 10-15 günlük bir sapma olsa da yarın sabah simidimi Üsküdar’da alıp çayımı içip Ali Sarı beye sabah saatlerinde mesaj gönderip “Ortaam Galata Köprüsü’ndeyim” demezsem çatlayıp öleceğimin, akşam da bilumum İstanbul efradı ile görüşüp -gece Bu Yaka Plaza’da- Faruk Bey’e çay servisi yaptırmaktan onur ve gurur duyacağımın bilinmesini bilgilerine arz ederim:P (Allah nasip ederse tabi.)
Not-1: Suat beye birlikte İstanbul seyahati teklif ettim ama kabul etmedi. Benimle yolculuk yapmak oysa bir keyiftir:P
Not-2: Ali Sarı bey şu anda pis pis gülüyorsunuz eminim:)
Not-3: Nahnu bey Ankara’ya gelmeyeceklermiş. Sağlam kaynaktan bilgi aldım:)
Sincerely, Alexandre Bey
Alexandre Bey’in çay içip bana mesaj göndereceği o saatte ben sanırım iş yerinde olacağım, hakkaten içime oturacak : ) Suat bey de fırsat tepmiş, ben olsam kaçırmazdım : )
Nahnu bey mi, o da kim ki, yaşıyor mu kendileri :p Ve sağlam kaynak nedir, nasıl sağlam kaynak olunur vs. : )
Bir edit notu: Need for Speed: Most Wanted güzel oyunmuş. Meraklısına :p
Şarkı işine epey ara vermiştik, devam edelim : )
Senle beraber olsak da sevgilim
Ayrılsak da ölsek de bu yolda
Hep yalnızlık yavrum, yalnızlık ömür boyu
Yalnızlık ömür boyuSenle beraber olsak da sevgilim
Hiç görmesek birbirimizi özlesek
Ömür boyu bağlansak da, sevinsek de üzülsek de
Yalnızlık ömür boyuBirden sen gelsen aklıma, seni unutsam bazı bazı
Meraklansam gizlice, delice kıskansam seni
Hep yalnızlık var sonunda, yalnızlık ömür boyu
Hep yalnızlık var sonunda, yalnızlık ömür boyuSenle beraber olsak da sevgilim
Hiç görmesek birbirimizi özlesek
Ömür boyu bağlansak da, sevinsek de üzülsek de
Yalnızlık ömür boyuBirden sen gelsen aklıma, seni unutsam bazı bazı
Meraklansam gizlice, delice kıskansam seni
Hep yalnızlık var sonunda, yalnızlık ömür boyu
Hep yalnızlık var sonunda, yalnızlık ömür boyu
[audio:http://www.alisari.net/mepeuc/Yalnizlik Ömür Boyu.mp3|autostart=no|loop=yes]
“Ben bunu bloga yazmıştım, nereye gitti şimdi?” dediğim ancak bloga değil de bir maile yazdığımı sonradan hatırladığım; konuşamayışımı fark etmem üzerine cevap, belki de savunma niteliğinde bir şey.
Doğrudur konuşamadığım, anlatamadığım. Bunu ben de farkettim. Üstelik herkese karşı öyleyim. Arkadaş ortamında, ailemle, abimle, canlarım dediğim dostlarımla, sevdiğim kızla… Kim olduğu farketmiyor, susuyorum hep. Karşımdakinin beni anlamasını beklediğimden falan değil bu böyle bir beklenti içinde olduğum ihtimali abartı olur, ama bilmiyorum işte, ben susuyorum… Bedeli ağır oluyor susmanın. Kelimelere sığınışım bundan mı yoksa?
Kelimelere sığınmak! Ne afilli bi cümle değil mi?
Alttaki yazıda da dediğim gibi evde olmak gibisi yok. Yıldızı bol da olsa otel odalarında* hayat sürmek, hele hele bunu Ankara’da yapmak gerçekten de yorucu. Ama iyi taraflarından bakmak da gerekirse üç hafta boyunca çok iyi dinlendim, bol bol gezdim, çoğu geceler muhabbetin belini kırdık filan.
Bir kaçamak yapıp haftasonu İstanbul’a da attım kendimi ki İstanbul’daki arkadaşlar duymasın, kızacaklar bu duruma. Ama mazeretim vardı, zamanım çok azdı, ben de isterdim görüşmek ama kısmet değilmiş.
Ankara’da pek muhterem Alexandre, Oblomov, Saadettin ve son gece de olsa Ansugo beylerle görüşme imkanım oldu. Nelerden konuştuk diye anlatmaya çalışsam ne benim kelimelerim yeter ne de zamanım. Süperdi, harikaydı, muhteşemdi diyeyim de artık merak edenler canlandırsınlar zihinlerinde.
İstanbul’da iki gün iki gece geçirdim ki Ankara’dan sonra süper iyi geldi. İlk günü kendime ikinci günü de Sercan ve Mehmet’e ayırdım. Kadıköy’de buluşmayla başlayıp, Moda, Beykoz, Hidiv Kasrı, Üsküdar ve yine Kadıköy’de biten harika bir gün.
Sonrasında yeniden Ankara…
Ankara’dan gelirken otobüsü tercih etmek, hele geldiğimiz firmayı tercih etmek büyük bir hataydı. 46 kişilikl otobüste kaptan ve muavin dışında 7 erkek vardı, gerisini siz düşünün.
Sabah 5.30 gibi mola verdiğimiz yerde fotoğraf makinemi unuttuğumu anladım otobüse bindikten ve otobüs hareket ettikten sonra. Kaptana söyledim ama geri dönmek için çok geç(miş). 5 dakika bile gitmemiştik oysa ki. Neyse ki telefonla aradık, haber verdik. Bulmuşlar da çantamı zaten, gönderecekler sonraki otobüsle. Diye umudediyorum.
Hayırlısı…
Dinlenmek gezmek güzel de yarın işe gitmek var ya, o bitiriyor beni : )
Uzun lafın kısası evde olmak çok güzel ve kimseye evinden ayrılmak istemediği, isteyemediği için bir şey dememek lazım.
*Ağlayın aşinasız, sessiz can verenlere,
Otel odalarında, otel odalarında / Necip Fazıl Kısakürek