Yalnızlık Ömür Boyu, MFÖ

Şarkı işine epey ara vermiştik, devam edelim : )

Senle beraber olsak da sevgilim
Ayrılsak da ölsek de bu yolda
Hep yalnızlık yavrum, yalnızlık ömür boyu
Yalnızlık ömür boyu

Senle beraber olsak da sevgilim
Hiç görmesek birbirimizi özlesek
Ömür boyu bağlansak da, sevinsek de üzülsek de
Yalnızlık ömür boyu

Birden sen gelsen aklıma, seni unutsam bazı bazı
Meraklansam gizlice, delice kıskansam seni
Hep yalnızlık var sonunda, yalnızlık ömür boyu
Hep yalnızlık var sonunda, yalnızlık ömür boyu

Senle beraber olsak da sevgilim
Hiç görmesek birbirimizi özlesek
Ömür boyu bağlansak da, sevinsek de üzülsek de
Yalnızlık ömür boyu

Birden sen gelsen aklıma, seni unutsam bazı bazı
Meraklansam gizlice, delice kıskansam seni
Hep yalnızlık var sonunda, yalnızlık ömür boyu
Hep yalnızlık var sonunda, yalnızlık ömür boyu

Susuyorum

“Ben bunu bloga yazmıştım, nereye gitti şimdi?” dediğim ancak bloga değil de bir maile yazdığımı sonradan hatırladığım; konuşamayışımı fark etmem üzerine cevap, belki de savunma niteliğinde bir şey.

Doğrudur konuşamadığım, anlatamadığım. Bunu ben de farkettim. Üstelik herkese karşı öyleyim. Arkadaş ortamında, ailemle, abimle, canlarım dediğim dostlarımla, sevdiğim kızla… Kim olduğu farketmiyor, susuyorum hep. Karşımdakinin beni anlamasını beklediğimden falan değil bu böyle bir beklenti içinde olduğum ihtimali abartı olur, ama bilmiyorum işte, ben susuyorum… Bedeli ağır oluyor susmanın. Kelimelere sığınışım bundan mı yoksa?

Kelimelere sığınmak! Ne afilli bi cümle değil mi?

Seyahatin ardından…

Alttaki yazıda da dediğim gibi evde olmak gibisi yok. Yıldızı bol da olsa otel odalarında* hayat sürmek, hele hele bunu Ankara’da yapmak gerçekten de yorucu. Ama iyi taraflarından bakmak da gerekirse üç hafta boyunca çok iyi dinlendim, bol bol gezdim, çoğu geceler muhabbetin belini kırdık filan.

Bir kaçamak yapıp haftasonu İstanbul’a da attım kendimi ki İstanbul’daki arkadaşlar duymasın, kızacaklar bu duruma. Ama mazeretim vardı, zamanım çok azdı, ben de isterdim görüşmek ama kısmet değilmiş.

Ankara’da pek muhterem Alexandre, Oblomov, Saadettin ve son gece de olsa Ansugo beylerle görüşme imkanım oldu. Nelerden konuştuk diye anlatmaya çalışsam ne benim kelimelerim yeter ne de zamanım. Süperdi, harikaydı, muhteşemdi diyeyim de artık merak edenler canlandırsınlar zihinlerinde.

İstanbul’da iki gün iki gece geçirdim ki Ankara’dan sonra süper iyi geldi. İlk günü kendime ikinci günü de Sercan ve Mehmet’e ayırdım. Kadıköy’de buluşmayla başlayıp, Moda, Beykoz, Hidiv Kasrı, Üsküdar ve yine Kadıköy’de biten harika bir gün.

Sonrasında yeniden Ankara…

Ankara’dan gelirken otobüsü tercih etmek, hele geldiğimiz firmayı tercih etmek büyük bir hataydı. 46 kişilikl otobüste kaptan ve muavin dışında 7 erkek vardı, gerisini siz düşünün.

Sabah 5.30 gibi mola verdiğimiz yerde fotoğraf makinemi unuttuğumu anladım otobüse bindikten ve otobüs hareket ettikten sonra. Kaptana söyledim ama geri dönmek için çok geç(miş). 5 dakika bile gitmemiştik oysa ki. Neyse ki telefonla aradık, haber verdik. Bulmuşlar da çantamı zaten, gönderecekler sonraki otobüsle. Diye umudediyorum.

Hayırlısı…

Dinlenmek gezmek güzel de yarın işe gitmek var ya, o bitiriyor beni : )

Uzun lafın kısası evde olmak çok güzel ve kimseye evinden ayrılmak istemediği, isteyemediği için bir şey dememek lazım.

*Ağlayın aşinasız, sessiz can verenlere,
Otel odalarında, otel odalarında / Necip Fazıl Kısakürek

Dönüş…

Kısaca, evde olmak gibisi yok!

Hoşgeldim : )

Ama kötü bir şey oldu, fotoğraf makinemi kaybettim!

Sarı Laleler

Daha yeni dinledim itiraf edeyim Mazhar Alanson’un bu şarkısını. Çok da beğendim, varsa halen dinlemeyen dinlesin efendim.

Ama geç bir zamanda dinledim, çünkü lale mevsimi geçmişti. Geç olsundu güzel olsundu ama lalesi oldu.

Hayırlısı olsundu : )

Powered by WordPress with GimpStyle Theme design by Horacio Bella.
Entries and comments feeds. Valid XHTML and CSS.