Archive for Ağustos, 2006

“Terörist saldırı” plan mı, balon mu?

Salı, Ağustos 29th, 2006

Daha birkaç hafta önce, bir kısmı silahlı bir kısmı kimyasal maddeye karşı maskeli bir İngiliz polis timi doğu Londra’da bir evi bastı ve birini vurduğu iki kardeşi tutukladı. Bu, herşeyden habersiz vatandaşlara karşı öldürücü kimyasal saldırıyı öngören sözde bir “terörist plan”a karşı büyük operasyonun bir parçasıydı. Fakat aynı zamanda bir fiyaskoydu da. Çünkü ortada ne terörist plan, ne öldürücü kimyasal maddde, ne de işlenmiş bir suç vardı. Sadece masum bir adam vurulmuş oldu.

Şimdi de, kamuoyundan, Atlantik’in her iki yakasında kullanılan tabirle bir başka “terörist planı” savuşturan aynı güvenlik güçlerine minnettar olması bekleniyor. Bu kez söz konusu olan “hayal bile edilmesi imkansız büyüklükte bir kitle katliamı”ymış. İkinci Dünya Savaşından bu yana İngiltere’ye yönelen en büyük tehditmişmiş. Stalin’den de betermiş! İngiltrere’nin 11 Eylül’lüymüş.

Havada dokuz (ya da 10 ya da 12) uçağı “kısa süre içinde” ya da “önümüzdeki birkaç gün içinde” ya da “her an” patlatmaya niyetliyken yakalanan 21 (ya da 22 ya da 23) genç adam ile bir (ya da iki) genç kıza ilişkin kanıtların açıklanmasını bekliyoruz hâlâ. İki İngiliz Müslüman genç, içecek şekline sokulmuş sıvı patlayıcıları, nitrogliserini (yok yok, nitrometan ya da triaseton triperoksidi) hazırlamaktaymışmış. Fakat bunlardan biri o kadar kararsız nitelikteymiş ki ya da o kadar kötü bir kokusu varmış ki bir polis köpeği onun bir km öteden bile kokusunu alabileceği için ya da bu sıvıları bir uçakta karıştırmak o kadar zormuş ki, plan, (bir keresinde daha olduğu gibi) büyük ihtimalle başarısız olacakmış.

Söylenenlere bakılırsa, İngiliz polisi bu hain planı “bir yıldır” ya da “aylardır” takibe almışmış ama sözde suçluları yakalamaya ne hikmetse geçen Çarşamba günü karar vermişmiş. Hikmet de, Pakistan’daki bir “bilgi kaynağı”ymış. Peki niye tam da o gün? İyi bir soru. Özellikle de, bize terörist olarak sunulanların hiçbirinin daha uçak biletini bile almadığını göz önünde bulundurursak. Tuhaf… çünkü yılın bu döneminde İngiltere’den Atlantik ötesine giden uçaklara bilet bulmak öyle şıp diye mümkün olmaz. Tabii First Class terörist biletleri için geçerli olmasa gerek bu. Kim bilir, elemanlar belki de VIP salonunda içerek son dakika planlarını karşılaştırıyorlardı?

Sadece Arap gazeteleri değil, fakat Londra ve Vaşington’daki poltikaya kinik gözle bakabilen hiç kimse, bu son baskının zamanlamasının ne kadar ferahlatıcı olduğunu gözden kaçıramaz. İsrail’in Lübnan’daki kanlı fiyaskosu birden bire manşetlerden iniverdi. Ve, El Kuds’ün de dikkat çektiği üzere, savaşa karşı yükselen İngiliz protestoları ve hükümete parlamentoda açılacak resmi bir soruşturma tehdidi birden bire ortadan kalkıverdi.

Christopher Reed, Gerçek Hayat

Firkat Süper Blog, Hiç Bitmesin!

Cuma, Ağustos 25th, 2006

Kuzen blogunu yeniden açsın lütfeeen kampanyası başlattık. Siz de katılın falan…

Kamyanyayı başlatan tabiiki de alexandre the seyyah, hep destek tam destek :p

(Yalnız sitenin açılışında da kapanışında da emeği olan biri olarak çok şizofrenik hissediyorum kendimi :p)

Edit: çin kamışı kapanmasın kampanyasına biz de imza atıyoruz, o da devam etsin : )

Firefox Sorunları, Bölüm II

Perşembe, Ağustos 24th, 2006

Daha önce Firefox’ta flash dosyaları ile yaşadığım sorunu ve çözümü paylaşmıştım, şimdi daha ilginç bir sorunum var firefoxla ve böyle devam ederse yollarımızı ayırmak zorunda kalacağız : )

Sorun, sitelerin düzgün görünmemesi. Aşağıda internet explorer ve firefox ile alınan ekran görüntülerini göreceksiniz, bunun nasıl bir sorun olduğu konusunda en ufak bir fikrim yok, çözüm önerileri olan varsa beklerim.

Firefox ile alınan ekran görüntüleri:

Internet Explorer ile alınan ekran görüntüleri:

Çözüm arıyorum : )

Okumak, anlamak…

Perşembe, Ağustos 24th, 2006

Fatma Karabıyık Barbarosoğlu’nun 24 Ağustos tarihli Yeni Şafak gazetesindeki “Kadın meselesini kadın bakış açısının dışında düşünememek” başlıklı yazısı üzerine Show Tv’de yayınlanan bir haber sayesinde dumurdan dumura koşmuş, yazıyı o an okuma imkânım olmadığından okuyamamış, sonra okuyunca kendimi toparlamıştım.

Yazının sonlarındaki “Sibel Can” çıkış noktası kabul edilerek bir haber yapılmış. Haberde deniyor ki, İslamcı erkekler, eşlerinin Sibel Can’a benzemelerini istiyor”. Yetmemiş sokağa çıkılarak başörtülü kadınlarla röportaj yapmış, onlara “Eşiniz isterse Sibel Can gibi olur musunuz?” sorusu sorulmuş. Onlar da cevap vermiş, kimisi “Kocam isterse Sibel Can gibi olurum”, dedi kimisi “O kadar makyajı ben yapsam ondan daha güzel olurum” cevabını tercih etti.

Oysa yazının meali bu değil, okuyunca siz de farkedeceksiniz. Sadece Tvdeki haberden yola çıkarak, Fatma Karabıyık’ın “saçmaladığı” kanaatine varmamız işten bile değil.

Yargıtay’ın yakın zamanda “Gazetecinin sunduğu haberi abartması gazeteciliğinin şanındandır” mealindeki kararı neyse de bu anlamama ya da istediği gibi anlama; anla(ma)dığı gibi sunma olayı gazeteciliğin nesindendir, düşünmek gerekir.

Kısa kısa…

Salı, Ağustos 22nd, 2006

Hava muhalefeti nedeniyle yayla maceram beklediğimden de kısa sürdü. Buradayım : )

Hepatit‘e “heyder” yaptırmak için sitenin temasını değiştim, wordpress’in ve k2′nin en yeni sürümlerini yükledim, hayli sıkıntılı oldu nedense ama sonuçta güzel olmuştur inşallah. Heyder hepatit‘e ait, elleri dert görmesin deli kardeşimin, “Sen İstanbul’u seviyorsun değil mi?” sorusu üzerine böyle bir heyderi uygun gördü, kendisine bir kez daha teşekkür ederim : )

Bir günde kitap zengini oldum!

Blogu sürekli okuyanlar, bir yorumda yurt dışına çıkacağından yanında götüremeyeceği kitaplarını hediye etmek istediğini belirten “blogu sessizce takip eden garip” rumuzlu ziyaretçimizi hatırlayacaklardır. O yorumdan sonraki yazışmalarımızın neticesinde kitaplara bugün kavuştum ve sevincimi nasıl ifade edeceğimi, hocam’a nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Okumam gereken bir sürü kitabım daha oldu ve gerçekten çok mutluyum. Tekrar teşekkür ederim hocam : )

Beni finanse edecek biri bulabilirsem, 11 eylülde İstanbul’a gitmeyi düşünüyorum. (Vakti zamanında google reklamlarını kaldırmasaydım bilet param çıkmıştı aslında :p) Finansman konusunda fikriniz varsa çekinmeyin, yazın : )

Giderken söylenenler

Cumartesi, Ağustos 19th, 2006

2004 yılının eylül ayında başlayan blog maceramıza takip edenlerin de bildiği üzere ara vererek de olsa devam etmekteyiz. Benim blog maceram ülkemizin demokratikleşme süreci gibi kesintilerle dolu. İyi kötü hâlâ yolda olmak, bir şeyler yazmak, yazdığınız bu şeylerin sizi rahatlatması, bunların beş para etmediğini bildiğiniz halde birilerinin okuması ve onların beğenilerini ifade etmeleri… Bunlar çok güzel şeyler, paylaşan ve ısrarla burada olan herkese sonsuz teşekkürler.

Bugün itibariyle senelik iznime ayrılmış bulunuyorum. Yarın sabah yaylaya gideceğim ve ümid ediyorum ki on-on beş gün kadar orada kalacağım. Eylülün ikisinde ve üçündeki bütünlemelerime çalışıp hazır bir şekilde şehre ineceğim, fırsat buldukça kitap okuyacağım; bilgisayardan, internetten, cep telefonundan, normal telefondan uzakta kalacağım, hafıza kartımın müsaade ettiği ölçüde fotoğraf çekeceğim.

Sayın Alexande Bey’in blogunda yer alan ve çok beğendiğim bir cümle, alıntı babından:

“Buralardan gitme, buralar gitsin, sen gitme, sen gitmeee…”

Stephan Micus beyefendinin Ocean albümü harika, özellikle part ı-ıı parçaları. Ney dinlemeyi sevenler için tavsiye olunur. ECM sitesinden albüm bilgileri edinilebilir.

flickr

Perşembe, Ağustos 17th, 2006
aliusta. Get yours at flagrantdisregard.com/flickr

ben böyleyim

Çarşamba, Ağustos 16th, 2006

dayanamadım valla…