Archive for Eylül, 2006

Ulu orta

Cumartesi, Eylül 16th, 2006

I

düşen bir yaprağa bağladım hayatımı
olsun artık diyorum ne olacaksa
paralı bir asker miyim neyim
ekleyip duruyorum sabahları akşamlara
ve kendimi arıyorum meşgul çalıyor
gerçi söylenmez böyle şeyler uluorta
aşk diyor başka bir şey demiyor kalbim
nasıl bir dostluk ki bu, hem kadim
hem de mayhoş elma tadında.

sorma,
elim kırılsın bir daha
dokunursam güneşe.

II

kendimi de koysam ayağımın altına
yine de yetişemiyorum ey aşk,
omzunun hizasına.
çünkü bende birikiyor her şeyin tortusu
ve ayağını kaldırıyor dünya, konuşurken benimle.
budanan oğullar gibiyim sessiz ve narin
nereye konsam geri sayım başlıyor
kurcalıyor beni bir çırağın elleri
ah, unufak olsam ve desem ki
ağzın tat görmesin hayat
kandırdın beni.

sorma,
üstü açık araba
dünya dediğin.

III

kılpayı kaçırılmış bir şeyin
bıraktığı ardında
neyse oyum ben.
yaralı serçe, benim için dua et:
gök bir kayalık gibi şimdi üstümde
dr şükrü öncüoğlu’ndan üç ayda bir reçete.

sorma,
yangın sönseydi suyla
denizler her akşam böyle yanmazdı.

IV

acıyan bir şeyim ben buradan çok uzaklarda,
ve koskocaman bir hansın sen uğraşma bu çocukla
çünkü nasıl bir şey biliyorum itin taştan korkması
bir yastık arıyorum kuş seslerinden
mühim değil sonrası.

sorma,
siliniyor her şey, hatta uçurtma
takılıp kalıyor göğe.

V

yakar top oynayan melekler gördüm güneşle
ve büyük çiftçiler, dağları biçen
yolundaydı her şey ben bile yolundaydım
ama
kıyıya vardığımda kendimi unuttuğumu anladım
karşı kıyıda.

sorma,
kaldım altında
devirince kitabı.

VI

şiirler söyledim belki duyarsın diye
çığlığıydım içinde dilsiz bir şehzadenin
sana seslendim durdum bu küçük odadan
acımı duy, sensin pusulam benim
ki dünya
silinmiş bir harita
gibi yabancı bana.

sorma
usulca uzandığında
bir ceset oluyorsun öpüldükçe şımaran.

İbrahim Tenekeci

Et si tu n’existais

Çarşamba, Eylül 13th, 2006

Muhterem Cemil Beyefendinin şanahe İstanbulogunda çok önceden yer alan ancak şu an indirilebilir olmayan bir şarkı ile huzurdayız. Bu Franzsızca şarkının sözlerine ve İngilizce çevirisine şuradan ulaşabilirsiniz.

Joe Dassin – Et si tu n’existais pas

[audio:http://www.alisari.net/mepeuc/Et si tu.mp3|autostart=no|loop=yes]

Bulutların arasından…

Çarşamba, Eylül 13th, 2006


Bulutların arasından…, originally uploaded by aliusta.

Fatih’in “Önümüzdeki bir yılı kapalı bir mekanda ve oturarak geçireceksin, izninin son günü niye evde oturuyorsun” kışkırtması üzerine, üçtür Fener sahile tam olarak yetişemeyişimiz de eklenince bu gün hayli erken gittik ve yakaladık günbatımını.

Fazla karanlık gibi ama idare edin : )

Yıllık iznimin son gününden hediye olsun, uzun bir süre fotoğraf da çekemem zaten : )

Uploaded by aliusta on 10 Sep ‘06, 9.00pm GMT-2.

“dünya küçük demişlerdi nerdesin?”

Pazartesi, Eylül 11th, 2006

benim yası tazeliğini her mevsim koruyan kalbim,
bir yağmurun ardından bakar gibi bakacak sabah güneşine..
olsun be..
ne diyim olsun yani..
tutup saysam net bir rakam bulabilirim belki ama ne gerek var?
üzüntünün matematiği var mı ki?
neyse işte.. matematiksel bir konumu olduğu kesin..
o da yirmidokuzuncu meridyen civarında,
benim ezanını dondurduğum caminin yankıları ve gölgeleri arasında olduğudur..

ben mi?
kertenkelenin kuyruğunu bırakması gibi, birkaç satır bıraktı diye mutlu olabilirim belki de…

yuis hepatitus tarafından yazıldı…

“Rabbim, nihayet sana”

Cumartesi, Eylül 9th, 2006

Rabbim, nihayet sana itaat edeceğiz…
Artık ne kin, ne haset, ne de yaşamak hırsı,
Belki her sabah vakti, belki gece yarısı,
Artık nefes almayı bırakıp gideceğiz…
Ben artık korkmuyorum, her şeyde bir hikmet var
Gecenin sonu seher, kışın sonunda bahar.
Belki de bir bahçeyi müjdeliyor şu duvar,
Birer ağaç altında sevgilimiz, annemiz.
Gece değmemiş sema, dalga bilmeyen deniz,
En güzel, en bahtiyar, en aydınlık, en temiz
Ümitler içindeyim, çok şükür öleceğiz…

Ziya Osman Saba
Geçen Zaman (1941)

Mülteci Yalnızlığım

Perşembe, Eylül 7th, 2006

filiznur_flzbyk.jpgAcı su değil ki dili burksun, kuyu suyu değil ki toprak koksun, yağmur

suyu değil ki biriktiği küçük göletlerde yosun tutsun; bu su, tuzsuz, kireçsiz, yosunsuz bir kaynak suyudur.

Fuzûlî, bu kaynak suyunu yoklaya yoklaya gizemli derinliğine ulaşmış ve kutsal bir çoşkuyla ‘Su Kasidesi’ni yazmıştır.Niyazi Mısrî, kalemini bu suda

ıslata ıslata gerçek aşkın haritasını çizmiştir.Ahmet Yesevî’nin Demirkazık

yıldızı bu sudur.Mevlânâ, Yunus Emre, Mahmut Kuli, Nâbî ve Şeyh Galip de bu kaynak sudan içmişler ve kendilerinden geçmişlerdir.Her şair bu kaynağın gözüne ulaşmaya çalışır; âbıhayat veya bengisu dedikleri, içeni ölümsüz kılacağına inandıkları su, bu su olsa gerek.

Şair Filiz Nur Atalan da edep harmâniyesine bürünmüş, iman ıtırını yüreğine sürünmüş, aşk ateşiyle ütülmüş ve bu kaynak sularda yıldızları

çimdiren genç bir şairimizdir.Yahya Kemal’in ölçeklendirdiği gibi, ‘melâle âşinâ’bir nesilden.Şiir kumaşının ipliği, örgüsü, deseni oldukça sağlam ve

albenili.’MÜLTECİ YALNIZLIĞIM’ adlı bu ilk eseri, söylediklerimin en somut belgesidir ve genç şiir dünyamızın merkezindedir.İç içe girmiş gerçek

şiirle; iyi tanıyor güzel şiiri, rahat avlıyor sesin çarpıcı

olanlarını.Yaşıyor ve yaşatıyor. Aslında izini sürdüğü, hayalini kovaladığı, sık sık rüyasını gördüğü bengisuyun kaynağı kendi yüreğindedir.Şiir damarlarında bu su yakamozlanıyor, bunu sebile dönüştürmek

şairin elindedir.Gevşemesin, bugünkü sıkılığını devam ettirsin.

Duygu gürlüğüne, aşk gücüne, emeğine, ömrüne bereket diyor şairimizi ve

eserini yürekten selâmlıyorum.

17 Mart 2006

Bahaettin KARAKOÇ

Blogdaşlarımızdan Filiznur Hanım’ın kitabının geç de olsa duyurusunu yaparak, blog kardeşi olarak üzerimize düşen görevimizi yapmış olalım, en yakın zamanda okuyarak da okuyucu olarak görevimizi yapmış oluruz inşallah.

Satın alma bilgileri için Özlem Kırtasiye

İnteraktif Fotoğraf Okulu

Çarşamba, Eylül 6th, 2006

National Geographic Türkiye dergisi, Eylül 2006 sayısından başlayarak, 4 ay boyunca aralıksız olarak vereceği CD’lerle, fotoğraf çekmenin sırlarını okurlarıyla paylaşıyor.

Devamı ve ayrıntıları için buradan buyurun.

(İlginçtir konu hakkında Neyşınıl Coografik web sitesinde en ufak bir bilgi yok. Google sağolsun.)

Mihrali

Salı, Eylül 5th, 2006

Bir zamanlar Kanal 7′de yayınlanan Mihrali adlı dizinin müziklerinden “Bahar – İki” adlı parçayı paylaşarak ara verdiğimiz müzik paylaşım hadisesine devam etmiş olalım.

Albüm baştan aşağı çok güzel ama özellikle bu parçayı çok seviyorum ben. Bu parçayı dinlerken de Sami kardeşimin oynaması geliyor hep gözlerimin önüne, duyunca yerinde duramazdı kulakları çınlasın : )

(Mümkün olduğunca yüksek seste dinlenmesi tavsiyedir!)

[audio:http://www.alisari.net/mepeuc/mihrali.mp3|autostart=no|loop=yes]

Geçen pazar günü İkizdere’ye giderken minibüste vakit geçirmek için iki gazete aldım yanıma, Yeni Şafak ve Radikal. Seyahat esnasında yanımdaki gazeteyi okuyabilir miyim dedi, verdim ikisini de. İçinde Radikal’i görünce “Solcu musun?” diye sordu. Yeni Şafak da okuyorum dedim ama ısrarla solcu olduğumu söyledi. Biraz daha devam etseydi “koministim” diyecektim.

Sinir bozucuydu. Pis pis sırıtarak “pis solcu” der gibi bakıyordu, gazeteye bakarak insanlar hakkında fikir yürütmesinin yanlış olduğunu, çuvallayabileceğini ve çuvalladığını, kırk yıllık arkadaşıymışım gibi benimle bu şekilde konuşamayacağını söylediysem de anlamadı tabii.