Üzerine düştüğüm tarih 05.11.2002 / Rize
Bir hafta öncesi Ankara’dan gelmişim, hazırlanmak ve işleri tamamlamak için. Her şey hazırlanmış, İstanbul yolu uzun yol, yolda arkadaşlık etsin bana diye de bir roman almışım. Romanın üzerine düştüğüm tarih o. İstanbul’a varana kadar romanı yarılamış, kalan kısmını da hemen sonrasında bitirmişim ama yetmemiş; bir yaz günü bir gecede romanın tamamını bir daha okumuş, daha sonrasındaysa zaman zaman bazı bölümlerini bir daha okumuşum.
Bir ismin peşinden gitmiştim hep, çünkü ismi çok sevmiştim!
Ki bu isim, iki yüz yirmi ikinci sayfada “yazıcı”nın da dediği gibi bir daha hiç karşımıza çıkmamıştı romanda.
Bundan bir yıl sonrasında, 20.11.2003 / Sultanahmet notu düşülmüş bir kitabın son sayfasında görünür gibi olmuştu. Ama o görünürlüğünü ben asıl bu gün farkettim.
18.11.2006 / Rize (Sayılarla arası iyi olanlara iyi malzeme var burada: Hepsi 11. ay, ne tesadüf değil mi?)
Kitabı elime aldım, içindekilere baktım: “Zeyl: Nihade’nin Beşinci Defteri”
Önceki dört defteri boş tutan, beşinci defterle karşımdaydı işte!
Ne yazdığının, yazdıklarının güzel olup olmadığının, okunmaya değip değmeyeceğinin hiç ama hiç önemi yok. Kitabevinde o kitabıın içindekilerine bakarken yukarıdaki başlığı gördüğüm andaki heyecanım, sırıtmam, yetti bana.
Dört yıl önce ansızın kaybolan ve kendisinden hiçbir şekilde haber alınamayan bir sevgilinin ansızın çıkıp gelmesi gibi bir şey bu!
Teşekkürler Nazan Bekiroğlu…