Kitapçı faciası!

Kırtasiye almak için gidilen yere hazır gidilmişken bir de kitap sorayım düşüncesine yenik düşülür ancak üst kata da çıkmaya üşenilir. Bi kitap sorsam yardımcı olabilir misiniz denilir, tabii, cevabı alınır, kitabın adı söylenir: Bir Mabed İşçisi, Dücane Cündioğlu.

Telefonla üst kat aranır, sorulur: Bir mabed ilişkisi, güdane cündioğlu! Cevap? Yok tabii.

O kitap yazılmadı canım benim, bi de o yazar da doğmadı henüz.

İnternetten alışveriş yapmak işte bu yüzden güzel.

aynı tarihte yazılanlar:

34 Yorum Yapılmış »

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. TrackBack URI

  1. Yorum yapan mandalina — 11 Aralık 2006 #

    azizim yanlış yere gitmişsiniz. 5-10 yıl sonra fakirin kitapçısına beklerim. orda siz söylemeden biz getireceğiz gönlünüzden geçen kitabı :)) sadece biraz daha sabır :)

  2. Yorum yapan Monaruz — 12 Aralık 2006 #

    Güdane :))))
    En azindan soyadini dogru söylemis :P

  3. Yorum yapan Mihman — 12 Aralık 2006 #

    ali ustam, biz İstanbul’dayız da ne oluyor. Tüyap’tan yediğim kazığı hala unutmadım :)
    en iyisi ve doğrusu net’ten alışveriş yapmaktır.
    Kitabı koklamadan almam diyorsanız da önce liste yapın gidin bakın kokusuna, sonra yine netten alın.

  4. Yorum yapan faruk — 13 Aralık 2006 #

    ben internetten alış veriş yapmaya karşı değilim. hatta mihman hanım bilir teşvik ederim, yediğiniz kazığı ortaya çıkarırım :p fakat gençler, kitap satın almak diş macunu satın almaya benzemez. sosyal bir ilişkidir bu alış veriş. eskiden misal beyazıtta beyaz saray vardı. ahmet ercan gerçek vardı orda bilen vardır belki. sadece kitap satılmaz, muhabbet edilirdi. şimdi hem siyasi hem de entellektüel arenada vitrinde olan amcalarımız o masada mutlaka çay içmiştir. bu sebeple, kitapçılara uğramayı ihmal etmeyelim. ama nereye uğrayacaz eskisi gibi kitapçılar mı kaldı diyorsunuz değil mi?

    istanbul’da yaşayanlar için, cağoloğlu eskisi kadar olmasa da canlı bir yerdir. mutlaka orda gezilmeli. size bilhassa önereceğim yer misal bağlam yayınlarıdır. Sabit amca (sakallı diyenler de var kendisine) sohbeti hoş biridir. yayınevi sahibinden çok (affetsin) kağıt ve ski kitap toplayıcısına benzer, şaşırmayın :) sonra sosyal yayınları, simurg vs. sonra ayrıntılı anlatırım. şimdi toplantı zamanı :) ayrıca mandalina hanımın sivil örgütlenmesini destekliyorum :)

  5. Yorum yapan ali usta — 13 Aralık 2006 #

    Kitabın kitapçıdan alınması konusunda sizinle hemfikirim Faruk Bey kardeşim.

    Ancak yukarıdaki gibi kitapçılarla (!) karşılaşınca mecburen netten alıyoruz, hani ucuz da oluyor :p

    Sabit Amca’nın çayını içmiş, muhabbetine eşlik etmiş biriyim, keza Çağaloğlu’nda Kitabevi yayınlarında, Şule Kitap Klübü’nde sevgili Ercan Abi ile de aynı şeyi yaşadım ve İstanbul’a yolum düştüğünde uğradığım yerlerdir buralar. Lâkin burası Rize. Dilediğim her kitabı bulduğum, bulamadıklarımı getirtebildiğim, hatta bir dönem çalışanı olduğum kitapçım kapandı, aynı tadı veren yer de kalmadı, kalanlar da işte yukarıdakilerden.

    O yüzdendir nete bulaşmamız. Yoksa kitapevlerindeki muhabbetin, kokudun, tadın başka bir yerde olmadığını, olamayacağını çok iyi biliyorum azizim :)

    Arz ederim :p

  6. Yorum yapan jonquille — 13 Aralık 2006 #

    bugün okulda dücane cündioğlu’nun konuşması vardı, gitmedim.
    daha doğrusu cemil meriç söyleşisine gitmek istemiştim, ama bahsi geçen beyin konuşacağını öğrenince vazgeçtim.
    ukala insanlara dayanamıyorum, haha.

    iyi ki varsınız alibeykardeşim, olmasanız kimden mepeuc ister, kimin sitesinde içimizi döküp yazıyı sabote ederdik değil mi ya?

  7. Yorum yapan ali usta — 13 Aralık 2006 #

    teşekkür ederim efendim, siz de iyi ki varsınız ki böyle farklı şeyler okuyabiliyoruz biz de.

    yalnız ukala sıfatının doğru olmadığını düşünüyorum. yani her yazarda olduğu kadar gibi, en azından beni rahatsız etmiyor.

  8. Yorum yapan jonquille — 13 Aralık 2006 #

    bu rahatsızlık meselesini belki bilahere konuşuruz:)

    beşir ayvazoğlu, ismet özel ve dücane cündioğlu bi türlü ısınamadığım yazar kişilerinden. neden böyle çok net bi cevabım yok, çok da umrumda değil aslında :)

    neyse, ben aslında başka bi şey diyecektim. lafı uzatıp unutmasaydım güzel olacaktı.

  9. Yorum yapan mandalina — 13 Aralık 2006 #

    öncelikle faruk bey’e desteğinden ötürü teşekkür ederim. daha bir güvenle bakıyorum şimdi yarınlara, cidden :)

    sonra da j. hanım’a seslenmek isterim. efenim taa karşılardan kalktık geldik sizin okuldaki konferansa. gözüm de seni aradı, taradı, bulamadı. mahzun kaldım :)

    d. cündioğlu’nun farklı bir havası var. ukala’lık olarak tanımlarsanız, ukalalığı da yakıştırıyor kendine derim :)

  10. Yorum yapan faruk — 14 Aralık 2006 #

    mesela bu akşam dücane cündşoğlu ile çay içsem, desem ki congül die bi italyan mıdır ermeni midir nedir sana ukela diyor. ne cevap verir biliyo musunuz? gitsin o evinde reçel yapsın : )

    neyse nasılsa böle bişi olmaz : ) Ali Bey kardeşim ben senin Rize’de bir garip olduğunu, hayatını masadaki “öteki” olarak idame ettirdiğini, yanlızlık problemlerin dolayısı ile kendini kitaba verdiğini,
    Alexandre Bey tarafından devamlı maruz kaldığı istanbul konulu “nisbet” turlarından dolayı kendini hiç iyi hissetmediğini (bu konuda mihman hanım senin okuduğun okulu gösterdiğinde, burda okusaydım ben de özlerdim istanbulu demiştim) velhasıl bütün bunların yanında hayatının sadece “çaykuru babam satın alsın” derecesinde renkli olduğunu ıskalamışım. gerçekten üzgünüm : p üzerine çok geldik. beni affedebilecek misin : p

    son olarak, sacid bizi diskoya götür!

  11. Yorum yapan jonquille — 14 Aralık 2006 #

    içime su serptin faruk, gece bu ihtimali düşünüp bi damla uyku uyuyamamıştım.

    mandalinanım, keşke haber verseydiniz efendim, konferans bizim dersliklerin olduğu binadaydı, uğrardım oditoryum’a da.

    alisari.zaxaz.com : uzakları yakın eden weblog.

  12. Yorum yapan Güzellik Uykusu — 14 Aralık 2006 #

    İnternetten alışverişte dikkat edilmesi gereken hususlar var, mesela, sayfası eksik kötü baskılar gönderebiliyorlar. O yüzden dikkat etmek lazım. Ama şu da var, İstanbul’da tanıdığınız birisi varsa ve bu arkadaşınız sevaba girmek istiyorsa ve yayınevleri ile arası iyiyse süper indirimli kitaplar edinebilirsiniz. Geçtiğimiz günlerde Murat abi benim için üzeri fiyatı 206 YTL olan kitapları 70 YTL’ye kapattı, sağolsun varolsun, Murat abi gibiler olmasa biz kitap kurtları yayınevlerini kurtlar sofrasında birer kurbanlık kuzu olup ziyan olacağız.

    Bir diğer yayınevi sever arkdaşımız Faruk da bendenize yardımcı olabileceğini söyledi. Aslında Faruk beyin sayın sevgili biladeri yardımcı olabilirmiş. Şu Sabit amca ile tanıştırcaklar beni. Ben de piyasa 10-20 YTL arası satılan bağlam yayınlarının muhteşem kent sosyolojisi kitaplarını üç kuruşa kapatmayı düşünüyorum. Yaklaşık 10 kitap alacağım 10×3 kuruş:) Allah Faruk’tan da razı olsun.

    Efendim daha daha iyiyim. Bir de ukalalık mevzuuna değineyim, geçen bir arkadaş bir soru sordu, entelektüellerin hepsinin mi egosu var diye… Ben bütün insanların egosu olduğunu düşünüyorum.

  13. Yorum yapan ali usta — 14 Aralık 2006 #

    faruk bey tespitleriniz için müteşekkirim, yalnız bu beni daha iyi etmedi, onu da söyleyeyim :) reçel mevzuu ise apayrı bir mesele, algılama-kavrama-anlama vs. üzerine kamyonlar dolusu muhabbet çıartabilecek türden, bu hususta toplanalım derim :)

    yalnız reçel meselesinin son kısmında, hani reçel yapamayan islamcı kadınlardan bahsedilirken, erkeklerin bu arada ne yaptıkları sorusu ve cevap olarak da, nutella almaya gittikleri kısmını da gözardı etmemek gerekir.

    philo-sophia-loren, efendim, okunulası, yutulası bi’şey :)

    j. hanımın fikrine ilk başta dedğimiz gibi saygımız devam ediyor :) (her ne kadar bir fikir beyanından ziyade, hakaretmiş gibi görünebilse de sanırım hepimiz öyle olmadığını biliyoruz)

    alexandre beyin de buyurduğu gibi egonu sadece yazarlara ait bir şey olmamakla beraber herkeste olduğuna inanırım (bunları diyenlerde de!) lakin yazar-şair tayfasında bunun daha fazla olduğunu, hatta olması gerektiğine inanırım.

    o olmasa, bu tür eserlerin çıkamayacağını bile iddia ederim :)

    hatta daha da ileri giderek, entellektüellerin egolarının (biz burada ukalalık dedik) kabullenilebilir olduğunu, ancak entellektüellik konusunda hiçbir fikre sahip olmayanların egolarının ise katlanılamaz, saç baş yoldurmaya neden olabilecek şey olduğunu (misal: bir şeyi de bilmemesini istediğim ve ben bu satırları yazarken karşımda oturmakta olan şahıs :p) düşünüyorum.

    alisari.zaxaz.com: uzun süredir aynı konu hakkında yorum yazmamış bloggerları bir araya getiren blog! :)

  14. Yorum yapan sac — 14 Aralık 2006 #

    jonquille’ü iddialarında desteklediğimi belirtip diskoya yalnız gidiyorum. arz ederim :)

  15. Yorum yapan Güzellik Uykusu — 14 Aralık 2006 #

    Şu reçel yapma mevzuu, ya da aşure yapmayı bilen kadınlar mevzuu, harbiden insanı bayan konular. Bir kadının kalitesi reçel yapmayı bilmekle ya da aşure yapmayı bilmekle mi ölçülür? Her neyse. Boyumdan büyük meseleler bunlar.

    İkinci mevzuu ise ortaya bi yumurta koydum hangi ucundan kırmalıya döndü mevzuu ki bunun üzerine biraz daha klavye dövmem gerekiyor. Ego ve insan mevzuundan bahsetmek istiyorum yani. Genel kanaate göre yazarları şairleri ego sahibi olarak nitelendirir toplum. Mesela Nuriye Akman ile İsmet Özel’in söyleşisinden sonra, iyi ki İsmet Özel gibi bir insan var demiştim. Çünkü alçakgönüllülük alçaklıktır sözünden bahisle mütevaziliği anlatmıştı bize. Bir Nuriye Akman gibi gereksiz sorular soran bir insana çok güzel cevaplar da vermişti. Her neyse, geçenlerde bir arkadaşın başından geçen bir olayı anlatayım da konu tam olsun. Efendim bilindiği üzere Büyük Türk Şairi (vurgulamak istiyorum bunu) İsmet Özel, Tarık Zafer Tunaya’da şiir üzerine konferanslar verdi. Konferans verdiği dönemlerde Tüyap kitap fuarında da bir konferansı oldu. Bunu bilen bir katılımcı İsmet Özel’e gidip, “Tüyap’a katılamadım, ortam nasıldı hocam” diyor. İsmet Özel de pek tabi; “Ben şarkıcı değilim ki Murat ortamı soruyorsun?” oluyor.

    Bu anlattığım şeyden İsmet Özel’in ukala bir insan olduğunu iddia edebilirsiniz. Ancak sorulan soruya da bakmak gerekiyor diye düşünüyorum. El insaf dedirten bir soru yani.

    Her neyse konuyu dağıttım gene. Dücane Cündioğlu’nun da İsmet Özel’in de insan olduğu üzerinden hareketle hiçbir zaman ukala olduklarından rahatsız olmadım. Hem Dücane Cündioğlu hem de İsmet Özel ile diyalog kurduğum için son derece sıcak davrandıklarını, güleryüz gösterdiklerini gördüm. Ama kalkıp da ortam nasıl İsmet bey diye sorsam bana öyle cevap verse kalkıp adamı ukalalıkla suçlamak biraz acımasızlık olmaz mı? “insan bir mes’ut zalim, insan bir mağrur cahil;/ tekne kırık, su azgın ve kayıplarda sahil…” diyor ya usta şair Necip Fazıl.

    Bu kadar gevezelikten sonra sözü Cemil Meriç’e bırakayım.

    ne garip bir oyuncak şu insan! yürür, konuşur ve acı çeker. 70 kilodur.
    kendisine ve çevresine ait hiçbir şeyi bilmez. bir nevi ıstırap makinesi.
    iplerini başkaları çeker. hantal ve şapşal bir robot. neye sevinir bilinmez.
    sınırsız olan yalnız hayalleri ve acı kabiliyeti. etten bir kafes ve aciz içinde çırpınan bir ruh.
    vücut araba akıl arabacı. ama gözleri bağlı arabacının, arabaya hükmeden atlar..
    buda haklı: varolmak için yokolmak lazım, parça bütüne kavuşacak ki hasret dinsin.
    bütün musiki, bütün şiir, bütün aşk, bu bir çuval kemik, bu asi ten, bu aptalca endişeler ne olacak? ne olacağını bilen var mı?
    kader hep oynayacağı roller yükler insana ve ıslıklar. alkış sahtekarların… [Jurnal’den]

  16. Yorum yapan ali usta — 14 Aralık 2006 #

    Reçel yapmayı bilmeyen islamcı kadınlar afişlerini gonyalılar asmıştı, hatırlatırım :p

  17. Yorum yapan faruk — 14 Aralık 2006 #

    Alexandre Bey, kadının kalitesi de diğer her insanın kalitesi gibi bir çok konu başlığı altında incelenebilir. Benim şahsi kanaatim, bir kadın aşure yapmasını bilmiyorsa en azından öğrenmeye hevesli olmalıdır. Reçel için aynı şeyi söyleyemeyeceğim : ) Aşure konusunda yetersiz olanlar dünya ahiret bacımdır, kötüdür onlar demek istemiyorum.

    Ayrıca Dücane Cündioğlu’unun bekar olduğunu göz önüne alırsak, canı reçel istediğinde eşraftan bütün hanım ablaların orada burada yazıyor, büyük büyük laflar ediyor olduğunu görüp böyel bir söz söylemişte olabilir. Hanım hani reçel yapacaktın diye sorulduğunda “Seminerim vardı bey” şeklinde verilen cevap, midesinin keyfi yerinde olmayan bir erkek için her zaman gerginliği artıcı ve içi boş siyasi polemikler gibidir. Yerim ulan seminerini şeklinde bir çıkışla gürültü yapmaya başlasa, şahsen ben hak veririm. Burda sanatçı anlatmak istiyor ki; aç ayı oynamaz, ısırır. Kendimden biliyorum : )

    Ego konusunda da kendinden bilen arkadaş zaten gerekli açıklamayı yapmış : ) Bir daha benim klavye dövmeme gerek kalmamış. Hem bilmediğin konuda susmak lazım ki bizi de adamdan saysınlar : p

  18. Yorum yapan mandalina — 14 Aralık 2006 #

    Ali bey muhterem, bu blogla özlediği eski günlere dönmüş olmalı. bir reçelimiz ve aşuremiz eksik. dün paneldeydim vaktim olmadı, yoksa yapar ikram ederdim kuşkusuz :)

  19. Yorum yapan ali usta — 14 Aralık 2006 #

    Ben burada bile bu reçel meselesinin anlaşılmadığıı düşünüyorum muhteremler :)

    Gerçekten reçelden bahsetmiyorsunuz değil mi?

    Ayrıca Cündioğlu bekar değil efendim, eski evli :) Bu ikisi arasında da fark var.

    Bir de yine gözden kaçmaması gereken bir şey, Cündioğlu bu reçel, aşure meselesi ile ilgili ilk yazısını yazdıktan sonra bir hanım yazarımız köşesinde aşure tarifi vermişti :) İşte on puanlık uzman sorusu: Kimdi bu yazarımız :)

    Konuyla ilgili yazının bir kısmını alıntılıyor, hürmet ediyorum :)

    “Reçel Yapamayan İslâmcı Kadınlar”

    Geçenlerde bir arkadaşım PhiloSophiaLoren’i okuyan -artık evlilik çağına gelmiş bulunan- erkek kardeşinin, yengesine “Ben reçel yapmayı bilen bir kızla evlenmek istiyorum” dediğini aktarınca tebessüm etmekten kendimi alamadım. Çünkü “reçel yap(a)mamak” kavramına -tıpkı “babaannelerden utanmak” kavramsallaştırmasında yapmaya çalıştığım gibi- birbiriyle ilintili anlamlar yüklemiştim: msl. geleneksel aile’nin hızla çözülmeye başlaması, günümüzde ‘kadın’la ‘ev’ sözcüklerinin birbirlerini iter hâle gelmeleri, kızlarımızın sorunlarını ev(leri) dışında çözmeye yönelmeleri, ileride çocuklarına aktaracakları tecrübeleri ailelerinden tevarüs etmekteki isteksizlikleri, imkânsızlıkları, vs.

    “Reçel yap(a)mamak” kavramına yüklediğim anlamların okur tarafından hiç değilse bu düzeyde olsun sezinlenmesi, işaret ettiğim noktanın anlaşıldığını gösteriyordu. Nitekim Konya sokaklarına gençlerin “Reçel Yapamayan İslâmcı Kadınlar” diye afişler astıklarını işitince bir kez daha tebessüm ettim. Doğrusu, meselenin böylesine abartılacağını tahmin edemezdim. İslâmcı kadınların “Allah kuru iftiradan saklasın” deyip her fırsatta pekâlâ reçel de, aşure de yapabildiklerini anlatmak ihtiyacı hissetmelerine yol açması bakımından bu tür abartıların tamamen yararsız olduklarını söyleyemem.

    Söylenebilecek olan sadece şu: Kavramların kendileri, taraflarca bir hakikat gibi algılanıyor ve onlar, gösterilen yere bakmak yerine o yeri gösteren parmağa odaklanarak mecazî ifadeleri hakikate dönüştürüyorlar.

    Yazının devamı buradan…

    Not: Blogda bir gariplik var ve üstüste yorum yazılmaya çalışıldığında 15 saniye beklenmesi gerektii yönünde bir mesaj çıkıyor. 15 dakika bekleseniz de olabiliyor bu. Sorunun ne olduğunu bilmiyorum, araştıracağım. Kızmayın o yüzden, bana da yapıyor bunu yani :)

  20. Yorum yapan Güzellik Uykusu — 14 Aralık 2006 #

    Karalama var efendim, komplodur bu. Konyalı değildir bu sözü asan.
    Mesela Konyalı erkeklerin sert olduğu filan da söylenir ama şu anektodu da hatırlatayım, Konya’da son sözü erkekler söylerlermiş ama son sözleri şu olurmuş;
    -Tamam karıcım sen nasıl istersen:)
    Lütfen efendim Konyamızı karalama kampanyalarına girişmeyin.

  21. Yorum yapan mandalina — 14 Aralık 2006 #

    gerçekten reçelden bahsetmiyorum azizim, yalancıktan reçelden bahsediyorum.

  22. Yorum yapan maver — 14 Aralık 2006 #

    ahmet ercan gerçek vb. insanlar artık beyazıt kitapçıları büyük oranda kapandığı için başka yerlerde yayıncılık veya kitapçılık hayatlarına devam etmek zorunda kaldılar.

    ahmet amca en son sultanbeyli’de kendi emekli maaşıyla bir dükkan tutup yıllarca bu aşk (sahaflık) için çabaladı fakat onun da artık belinin büküldüğünü gördüm…

    ayrıca sabit bey abi bağlam yayınlarının sahibidir. kendisine buradan el sallıyorum.

    vesselam

  23. Yorum yapan faruk — 15 Aralık 2006 #

    maver sen kimsin kuzum :) ahmet amca’nın sultanbeylideki dükkanında karşılaşmış olabilir miyiz?

    şu anda oğlu Öer Faruk’un yerel gazetesi Gerçek Medya’nın ofisinde takılıyor Ahmet amca. bu da böle bi bilgi olsun :)

    Ali bey kardeşim, ben sadece “dul” demek istemedim. zaten evi bekar evinden farksız ben sana söliyim :)

    son olarak, ben gerçekten aşureden bahsediyorum :)

  24. Yorum yapan maver — 15 Aralık 2006 #

    uzun bir süredir ahmet amcalarla kapı komşusuyuz. gerçi ben artık sultanbeyli’de değilim fatih’te kalıyorum ama genede karşılaştığımızı hatırlamıyorum.

    kâtip hafız’ın oğlu osman dersen ahmet amca hatırlar.

  25. Yorum yapan faruk — 15 Aralık 2006 #

    yok, ben de sultanbeyli’de oturmuyorum artık. dur bakalım seninle bi yerlerden bişiler çıkacak. acele etmeyelim :)

  26. Yorum yapan mandalina — 15 Aralık 2006 #

    heyecanla bekliyoruz.
    acaba faruk’la maver tanışıyorlar mıydı?
    yoksa faruk’un yıllardır haber alamadığı arkadaşı maver miydi?
    yoksa yoksa yıllar önce maver’in ahmet amca’nın dükkanında gözüne kestirdiği kitabı kendisinden önce alıp kayıplara karışan faruk muydu?

  27. Yorum yapan faruk — 15 Aralık 2006 #

    herkesde bi habercilik dili :) hayırlısı bakalım. Sacid’in nivyorktayms’ı ile ali usta’nın enterneyşınıl si enen’inden durumla ilgili yorumları da bekliyorum ayrıca :)

    hm bu arada, gazeteciliğe meraklı olanlar için bir haber vereyim buradan. aklıma şimdi geldi.

    18 aralıkta BSF Akademi Yeni Şafak Gazetesi ile ortak bir programa başlıyorlar. 24 hafta sürecek program sonrasında Yeni Şafakta iş garantisi varmış. Ücreti öğrendim: 1500 YTL. 300 YTL peşin verince 6×200 YTL gibi bir kolaylıkta varmış. akademik kadro burada işte. tıkla gör fotoyu yapmışlar. beğenmedim :)

    http://bsfakademi.net/bsf_blmler_gazetecilik_kadro.htm

  28. Yorum yapan ali usta — 15 Aralık 2006 #

    faruk bey senin gerçekten aşureden bahsettiğinden şüphem yok zaten, yani o ebattaki biri olarak sana yakışan budur, aşure insanın kendine yakışanı giymesidir ayrıca :)))

    maver ve faruk’un tanışıp tanışmadıkları meselesi de enteresan, bu işi çözüme kavuşturmak için şöyle yapıyorum: yarın saat 15:00′te kızlarağası mederesesine gidiyorsunuz ikiniz de, faruk yakasında kırmızı bi karanfille girişte sağdaki masada olacak :)) (oranın kedisii ve yaşlı amcası duruyor mu halen?)

    sienen enternasyonalden dinlediniz, birazdan niyork taymsa bağlanacağız :p

  29. Yorum yapan ibni sina — 15 Aralık 2006 #

    Ben bu buluşmayı canlı yayından izlemek istiyorum ama..
    izleyebilecekmiyim?
    karanfiller benden :)

  30. Yorum yapan maver — 15 Aralık 2006 #

    yarın saat 15 gibi benim bisav’da dersim var. teşrif ederseniz mustafa armağan’ı birlikte dinleriz. :)

  31. Yorum yapan faruk — 15 Aralık 2006 #

    üzgünüm maver. benim aynı saatte başka bir yerde derviş zaim ile tanışmak için yavşayacağım bir sohbet ortamı var. onu ekersem kırılabilir :)

    ama derviş abiyide alıp bisav’a gelirsek, ibni sina’da canlı izlemiş olur. yani tabi derviş abinin kamerası yanındaysa…

    kısmet, diyorum bi yerde illa karşılaşacaz :)

  32. Yorum yapan Mihman — 16 Aralık 2006 #

    ne güzel diyaloglar geçmiş burda, gençlik yıllarımda uğradığım yerler, gördüğüm insanlar yadedilmiş. beyaz saraydan geçilmiş. hey gidinin enderun’u. hehe.
    sakallı ile kitap satmıyor bence, başka birşey var orda :)
    cündioğlunun reçel konusu geçmiş. miş de miş. harika, keyifle okudum hepsini.
    fazla birşey eklemiyorum, meydana gençlere bıraktık biz artık :p

  33. Yorum yapan ali usta — 18 Aralık 2006 #

    Ablacım kenara çekilmeyin lütfen, yolumuzu kaybetmek istemiyoruz :)

  34. Yorum yapan faruk — 18 Aralık 2006 #

    ali usta, sen totemlere doğru gidiyorsun. gittiğin yol yol değil diyor şef :p

Yorum yapın

XHTML: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Powered by WordPress with GimpStyle Theme design by Horacio Bella.
Entries and comments feeds. Valid XHTML and CSS.