Archive for Ocak, 2007
Bilinmeyenler…
Cumartesi, Ocak 20th, 2007Bir bloglararası mimleme bülteni ile karşınızdayız. Sayın n. mimlemiş (tamamen hür iradesiyle yaptı bunu :p) biz de cevap verelim, hakkmızdaki bilinmeyenler sorusuna! Sanki hakkımızda bilinen bir şeyler varmış gibi…
Efendim bu blogun yazarı kişisi devlet memuru olup (halk arasında altı yüz elli yedi olarak da bilinir) sevmediği bir işi yapmaktadır. Bazen çok duygusal olan bu arkadaşımız, kimi zaman agresifin önde gideni olur, zararla oturur öfkeyle kalktığından. Kabullenmek kendisine çok zor gelse de inatçı mı inatçı biridir. Sıkı bir kütüphanesi olsun diye sıkı kitaplar alıp, çoğunu okumaya vakit bulamaz; sağlam bir jazz arşivi vardır; ECM olsundur, plastikten olsundur (bir sacidu özdeyişidir bu). Fotoğraf çekmeyi sevmekte ve en kısa zamanda bir dslr (bir canon eos üç yüz elli olmadı dört yüz d neden olmasın) almanın, olmadı bulmanın hayali ile yaşamaktadır. Televizyon izlemeyen, cuma günleri kitap eki veren gazete dışında gazete almayan, güngeçtikçe daha da asosyal olan bir insandır. Sevindirilmesi çok kolaydır (alo denmesi yeterlidir, en son bu gece sevindirilmiştir bu yolla), kolay kırılmazdır, kırılırsa bir daha kıranı tanımazdır. Vefa da bir semt adı değildir onunçün.
Son olarak da “şiddete meyyalim vallahi dertten”, polisfilminden hoşa giden bir alıntısıdır, şiddete meyyal olmadığı gibi dertli de değildir.
Şimdi mikrofonumuzu sacidu, sadettin ve hepatit ze kardeşlere uzatıyoruz: Describe yourself!
evi nepalde kalmış slovakyalı salyangozdu ruhum
Cumartesi, Ocak 20th, 2007bilinmezlikte bildiğimi sandığım en çok yanıldığım..
sezerre blog açıldı, hayırlı olsun :)
i s t a n b u l
Cumartesi, Ocak 20th, 2007
alisari nokta net
Çarşamba, Ocak 17th, 2007Yazmaya ara verdiğimiz şu dönemlerde domain haberini yazarak, sessizliği bozmuş olalım. Artık alisari.zaxaz.com adresinden değil alisari.net adresinden yayın yapıyoruz. Linklerinizi güncellerseniz iyi olur :p
Bu sürpriz için Ansugo‘ya ne kadar çay ısmarlasam, tavlada kendisine ne kadar yenilsem azdır :)
Gazeteler
Salı, Ocak 9th, 2007Hastanede yattığım süre içinde bolca gazete okudum. Öyle ki haftada bir gazete alan ben hastanedeyken günde altı-yedi gazeteye göz gezdiriyordum.
Bu kadar gazete okuyunca gazeteler hakkındaki fikirlerimin hiç de yanlış olmadığını bir kez daha görmüş oldum. Mesela en anlayamadığım Hürriyet diye bir gazetenin neden var olduğu.
Bir haberin gazeteler arasında farklı sunulmalarına bir itirazım yok, bu doğal bir şey şüphesiz, ancak aynı haberin iki gazetede bambaşka biçide sunulmalarına anlam veremedim. Mesela: “A ülkesinden B ülkesine gitmekte olan uçak, İstanbul’a zorunlu iniş yaptı”. Buraya kadar haber her iki gazetede de aynı. Farklı olan kısımlara gelince, a gazetesinin haberi şöyle devam ediyor: “…uçak B ülkesindeki VIP yolcuları almak için A ülkesinden hareket etmişti…”; b gazetesindeki haber ise şu şekilde “B ülkesinden aldığı çok önemli VIP yolcuları taşıyan uçak…” Bu ne şimdi? Hanginize inanalım?
Bir de kaybolan uçak hadisesi var, bir gazetede uçaktan on iki kişinin sağ kurtulduğunu okumuşken, diğerinden uçağın enkazının bulunamadığını okudum.
“Bir blog açayım, çok hit alayım, güzel de bi mevzuu olsun” diyorsanız buyrun size konu. Hergün beş-altı gazete alıp okuyacaksınız (ki zor kısmı burası sanırım :p), aynı haberlerin farklı versiyonlarını sunacaksınız, biraz da yorum katacaksınız, hepsi bu.
İyi iş çıkar bence bundan, deneyin :)
Pnömotoraks Usta
Pazar, Ocak 7th, 2007En baştan başlayarak hastanede geçenleri anlatalım. Merak eden birileri olabileceği ihtimaline binaen değil, bir iç dökümü, bir rahatlama olsun diye.
25 Aralık günü sabah işe giderken sol omzumdan başlayıp belime kadar devam eden ağrılarla neredeyse yolda yürüyemez oldum. Bir müddet Müftü mahallesi camiinde de dinlendim hatta. İşe gidince biraz dinlenmiş olmak iyi geldi sanırım, hemen acile gitmektense sevk alıp hastaneye gitmek daha mantıklı geldi, babamı aradım ve durumu izah edip sağlık karnemi getirmesini istedim (aslında hataydı bu, ne diye ortalığı ayağa kaldırırsın ki!), sonra ver elini hastane.
Acildeki doktora derdimi anlattıktan sonra hemen pnömotoraks dedi, hatta “hiç film çekmeye gerek yok, %100, ama yine de film çekelim” dedi yalnız bizler o dediği şeyin ne olduğunu bilmediğimiz için halen ne olduğunun farkında değildik.
Film çekildi, doktorun dediği diğer doktorlarca tasdik edildi, o sırada göğüs cerrahına haber verildi (bende göz kararmaları bu aşamada başladı işte, ne cerrahı, ne oluyoruz?), “hemen yatıralım, operasyonu yapalım” dedi, biri bana ne olduğunu anlatsın artık dedim.
Acildeki doktor durumu izah etti, akciğer zarının yırtıldığını, korkulacak bir şey olmadığını, bir tüp yardımıyla içerideki havanın alınacağını, 3-4 gün misafirleri olacağımı falan anlattı ancak ben bu sırada bir şey görmeyen, duymayan ve koltuğa yığılıp kalan bir ustayım :)
Servise çıkarıldım, ameliyathane kıyafetleri (yeşiller) giydirildi, sedyeye bindirildim (bütün bunlar o kadar çabuk oldu ki, anlatamam!) dışarı çıkarılırken annemi ve ablalarımı gördüm! (Annem ağlıyor vaziyette gelip bana sarıldı, ki ben o ana kadar oldukça rahattım ancak ondan sonra kötü oldum, sonra yine toparladım kendimi gerçi, bir de küçük ablamın beni sedyede ilk gördüğü andaki şaşkınlığı hala gözlerimin önünde!) Ya hu ne zaman haber aldınız, ne zaman geldiniz siz?
Lokal anestezi ile gerçekleştirilen kısa bir operasyonla göğüs kafesine bir hortum yerleştirildi ve içerdeki havanın tahliyesi bununla sağlandı. Her ne kadar lokal anestezi uygulandıysa da ameliyathanede hayli çığlık attığımı inkar edecek değilim. Doktora yumruk atmamam için ellerimin tutulduğunu da :)
3-4 günde iyileşmesi beklenen hastalık bende çok uzun sürdü e on üçüncü gün tüpten ayrıldım ancak. Öyle ki birkaç gün daha tedaviye cevap vermeseydim ikinci defa ameliyathane yolu görünüyordu bana, hatta ben kesin ameliyat olacağım kanaatine varmış kendimi hazırlamıştım bile.
Umudu kesmemek lazımmış demek ki.
Hastanede on üç gün geçirdim, bu on üç günde yedi oda ve sayısız oda arkadaşı değiştirdim. Kurban bayramını hastanede geçirdim, bayramın ikinci günü vali hastaneyi gezecek diye hastalara ve çalışanlara yapılan eziyet karşısında isyan ettim, hastabakıcılarla kavga ettim, vs.
Uyku hali dışında yatakta olmam doktorum tarafından yasaklandığı için koridorlarda volta attım durdum, balon şişirdim, yeni hastanemizin (ki emeği geçenlere teşekkür edelim, çok güzel bir hastanemiz var) hemen her yerini dolaştım can sıkıntısından ve mecburiyetten.
On üç gün nasıl oldu da kapalı bir mekanda kaldım, hayret ettim, hastalığı veren sabrı da veriyormuş demek ki dedim, diğer hastaları gördükçe şükrettim, ne kadar edebildimse…
Bugün kontrol için tekrar gittim, doktorum “sigara içmeye devam edersen, zaten tekrar etmesi muhtemel olan hastalığının tekrar etme olasılığını arttırırsın, ona göre davran” dedi, artık içmeyeceğim dedim ben de. Sigara ile kesin olarak ayrıldık, duyurulur. Bir daha bu eziyete katlanmak istemiyorum :)
Hastanede yatarken M. Hoca’nın getirdiği dizüstü bilgisayar ve internet erişim aparatları sayesinde birkaç gün de olsa iyi vakit geçirdim, hastalığımla ilgili internette bir şeyler okudum durdum.
Pnömotoraks ile ilgili gördüğüm en yanıltıcı bilgi, hortumun vücudunuzdan çıkarılırken duyacağınız acı kısmı ile ilgili. Hortum çıkarılırken o bölgeye anestezi uygulanıyor ve hiçbir şey hissetmiyorsunuz, acı çekildiği yönündeki bilgiler yalan efendim :)
Hastanede kaldığım süre boyunca her gün yanımda olan sevgili aileme buradan teşekkür edecek değilim, onlara gerektiği şekilde teşekkür ettim, buradan sevgili Sacid’e, teşekkür edeceğim ki kendisi bir an bile yalnız bırakmadı beni. Keza diğer blog-flickr arkadaşlarım hepatit, dj zonk, mihman, jonquille, diaspora’ya; her gün telefon ederek durumumu öğrenen Sherlock’a neşe kaynağımız darlandum.köm ekibinin kıymetli üyeleri fatih, ali, oğuz, arif dörtlüsüne de sonsuz şükranlarımı buradan sunmak isterim.
Yine burada isimlerini sayamayacağım kadar çok olan ve sürekli ziyaret eden herkese canı gönülden müteşekkirim.
Hastanede yatmanın kötü bir yanı da “neden şu gelmedi, ya da aramadı” sorununun kafanıza takılması. Rahatsızlığımı duymamasına ihtimal vermediğim iki arkadaşım ısrarla gelmedi ve aramadı ve çok üzüldüm. Şeytan, gelmeyen ve aramayanların listesinin yapımında çok yardım ediyor, bilesiniz :)
Nerede kalmıştık? :)
Cumartesi, Ocak 6th, 2007Merhabalar efendim, hastane maceramızdan sonra yeniden evde olmak kadar süper bir şey yok :)
Hastane ortamı, benim gibi birinin on üç gün orada kalması, zaman geçirme üzerine süper proceler, çıldırmamak için gösterilen gayretler vesaireler üzerine onlarca şey yazılabilir ama şimdi kalsın…
Bu sabah itibariyle izinli olarak çıktım hastaneden, yarın tekrar gidip son kontrolümden geçeceğim, pazartesi günü de taburcu olacağım.
Hastanede olduğum süre içinde arayarak, mesaj göndererek, bizzat gelerek beni sevindiren tüm dostlara canı gönülden teşekkürlerimi kısaca ileteyim buradan, daha sonra bu konuya ayrıntılarıyla değineceğim :) (İşin kötü tarafı aramayan sormayanlar da çıkıyor ve üzülüyorsunuz, onlara da değineceğim :)
Şimdi biraz dinlenme zamanı…









