Archive for Mart, 2007

Muhasebe, genel muhasebe…

Salı, Mart 27th, 2007

Açık Öğretim organizasyonunun en basit derslerinden biri olduğu söylenir Genel Muhasebe için lakin bende mi bir sorun var yoksa bu ders basit falan değil mi nedir bilmiyorum, ben bu dersi bir türlü anlamıyorum. Hani iktisattan geçmiş biri olarak kendimde bir sorun olmadığı kanaatindeyim ama…

Olmuyor işte, okuyorum okuyorum elde var sıfır. Cumartesi sabah saat dokuzda yanlışların doğruyu götürmediği sınavda bakalım ne yapacağım.

Hayır bu dersi veremezsem kasımda askere gitmemek için geçerli bir nedenim de kalmıyor. Biri benim yerime sınava girsin :p

Dip: Toplumbilim dergisini kimin gönderdiğini buldum! Yorumlarda “ben” diyerek hazıra konma gayretindeki arkadaşları kınıyorum. Ayıp, ayıp :p

Tony The IBM

Pazartesi, Mart 26th, 2007

1994 yapımı Léon filminin Tony The IBM adlı parçası ile huzurdayız. Ben bu parçayı başka bir yerden daha hatırlıyorum gibi. Bir haber programının jeneriği olarak mı kullanıldı, yoksa başka bir şeyde mi bilemedim ama hiç de yabancı gelmedi bana. Hatta filmi izlerken “nasıl yani” bile dedim.

Ve evet, ben bu filmi çok yakın bir zamanda izledim :) Sacid‘e bunu söylediğimde “yapma abi star bile kaç kere verdi filmi” demişti :)

[audio:http://www.alisari.net/mepeuc/17 - Tony The IBM.mp3|autostart=no|loop=yes]

Bu ay postadan büyük bir zarf geldi ve içinden ToplumBilim dergisinin Fotoğraf Özel Sayısı çıktı. Zarfın üzerinde kimin gönderdiğine dair bir ibare yok. Zarf geleli on günden de fazla oldu ve kimse arayıp da “Ali bi dergi göndermiştim, geldi mi?” de demedi. Şimdi eğer içinizden biri gönderdiye çıksın ben gönderdim desin :)

Grbavica

Cuma, Mart 23rd, 2007

Film eleştirisi yazmak benim işim değil. O işlere Sacid ağabeyimiz bakıyor. Güzel de yapıyor. Ben sadece izleyecek daha iyi bir filminiz yoksa izleyin diyebilirim. Çok güzel bir film değil belki, yani daha güzel olabilirdi, sonra filmin sonuna doğru duyacağımız heyecanı daha fazla hissettirebilirdi, hissetirmeliydi hatta ama yine de izlenilebilir, izlenilmeli bir film.

Sacid abim izlesin, bilgi versin bize :)

vikipedi’nin ingilizcesinde şöyle bir şey var, çok merak edenler oradan bakabilir. Şimdi baktım, Türkiye’deki adı “Esma’nın Sırrı” imiş…

Dip: Vizyona gireli bir aydan daha uzun zaman olmasına rağmen halen Polis Filmini Rize’nin beyaz perdelerinde göremediğimiz için çok sinirliyim. Pazar‘daki sinemada bile var, yuh olsun Rize sinemalarına! *, **

Alakasız dipnot: Başka bir yazı konusu tamamen ama hazır yazmaya başladık, ne gerek var başka başlığa. “Allah’ın sopası yok!”un ne olduğunu, ne ifade ettiğini ancak bu kadar güzel bir örnekle öğrenebilirdim. Keşke sen de öğrenebilsen. O zaman süper olacaktı ama.

Kritize ettim seni!

Perşembe, Mart 22nd, 2007

Bu oyunda geri pas varmış, ben bilmiyordum. Öğrendim. n.‘ye atmıştım ben pası, kritizelere geleyim diye, o da kritiğe kritik dedi. Ben lafı niye bu kadar dolandırarak aynı şeyi söylüyorum bilmiyorum. Sadede geleyim.

n.‘nin de ilk hallerini bilirim. Blogspot şartları altında zorla bloglardı. Sonra zaxaz ailesine trasfer etmiştik kendisini ama fazla kalmamıştı. Gidecek yeri vardı :p

Güzel blog n. Adı çok kısa mesela, adresi de öyle. n.nahnu.org gerçi ben bazen karıştırıyorum, nahnu.n.org diye ama olsun, arkadaşlar arasında lafı olmaz böyle şeylerin.

Heyder takıntısı var bu arkadaşın. Böyle kelebekli olsun, renkli olsun falan. Bi de converse tabii. Kelebekler konsundur converselerine. Bu kalıbı da çok kullanır yazarken ki ben çok severim. Olsundur, yapsındır, vesairedir…

Önceden de “… Allah’a hamd olsun” kalıbı vardı, ki o daha süperdi. Mesela “çayı yaratan Allah’a hamd olsun” (bunu ben yazmıştım gerçi ama (ç)alıntılamıştım işte n.‘den.

Hiç mi kötü tarafı yok bu bilogun, var tabi (aha!) Beni her gördüğünde “kitleler merak ediyor, ali sarı neden yazmıyor” der ama kendisinin de benden aşağı kalır tarafı yoktur. Ha tamam benden çok yazar, güzel yazar ama netice de o da az yazar. Yazsın da, az olsundur, öz olsundur! :p

İşte böyledir, kuzendir bir de. Bir ara Sedef’ti. İsmi, blogunun adresi değişse de değişkense de kendi öyle olmayan bir biloggerdir. Bunu teyzesinin oğlu var bi de. (Bak konu nereye geldi!) Bi vardır bi yok. Şimdilerde yok. İstanbul’a mı gitmiştir acaba, fotoğraf çekiyordur, aha bu ali sarıya, aha bu n.’ye, aha bu da tüm istanbul heyranlarına falan diyordur. Kötüdür böyle işte.

Çok uzattım ben lafı. n. güzel bir bilog. Ailecek izliyoruz :p

Bu da kritiZE‘ye geri pas olsun. Sonra sac efendi de kitap-film yazılarından, yani entel havasından biraz uzaklaşsın diye kritik etsin :p

Kritizelere gelelim, güzelleşelim.

İlânen tebliğ…

Pazartesi, Mart 19th, 2007

Sayın M. Mumcu,

Şahsınızla yaptığımız ve yarım kalan son telefon görüşmesinden sonra söylediğiniz halde armadığınız, mesaj göndermediğiniz gibi, bilinen tüm cep telefonu numaralarınızdan (ki üç tane bunlar) aranmanıza rağmen, her üç numaranın da “servis dışı” olması karşısında size ulaşamadığım gibi, hakkınızda bilgi alabileceğim birine de ulaşamıyorum.

İş bu ilanın yayınlanmasından sonraki on gün içinde tarafıma ulaşmadığınız takdirde hakkınızda “eski arkadaş, iyi bilirdik, ne günlerimiz vardı” gibi geçmiş zamanı ifade eden kalıpların kullanılacağı hususu ile, on günlük süre sonunda “sen de kimsin” cevabı ile karşılaşmanız durumunda “ne diyon lan sen” gibi bir cevap hakkınızın olmayacağı hususları,

Blog yoluyla ilanen tebliğ olunur.

internet birinci noteri adına
imzaya yetkili başkatip
ali usta
iki bin iki senesinin mart ayının on dokuzuncu günü, saat yirmi üç sıfır sekiz

kritiZE

Cumartesi, Mart 17th, 2007

Uzun zamandır mim dalgası vurmuyordu kıyılarımıza. Bu kiritik mimi başladığında biri muhakkak mimler diye geçmişti içimden, bu içimden geçmesinden, içimin geçmesinden uzun uzun zaman sonra hepatit ze tarafından mimlendik. Kritik edelim öyleyse.

hepatit ze, ellerimde büyüdü bu bilog. Blogspottaki halini de bilirim. Wordpress’in kurulum aşaması, hangi temayı seçelim aşaması, eklentilerin yüklenmesi kurulması aşamaları falan. Şifrenini bile bilirim ben bu bilogun. (bi ara el koymuştum biloguna hatta :p) O derece yani. Çok kötü kritize edemeyeceğim bu yüzden, ucu bana dokunabilir :)

Evvela görsellik. hepatit ze resimci bir arkadaş. Mektepli programcı-bilgisayarcı. Grafik işlerinden anlayan biri için tasarımı beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Tamam, o tema seçilirken “aaa negzel, olabilir tabii” demiş olabilirim, hatırlamıyorum ayrıca öyle bir şey dediğimi ama demişsem de benim gibi grafik yetenek düşmanı biri için demişimdir. hepatit ze‘nin tasarımı, renk seçimi, yazı tipisi falan daha güzel olmalı, otur yerine, sıfır :) demeyeceğim tabii, heyder çok şık. Tam bir resimcinin ürünü. Diyorum ki bundan sitenin diğer taraflarına da sirayet etse biraz, birbuçuktan iki vererek sınıfı geçirtebiliriz :p

İçerik: Bir bilogun içeriği eleştirilmez (mimleyeceklerim, bunu dikkate alınız :p). Bir bilogger nasıl isterse öyle yazar, hepatit ze de öyle. İçten, samimi; bazen anlaşılmaz, bazen “vuaa, bunu ben yazmış olmalıydım” dedirten cinsten.

Uzun lafın kısası, ailecek sevdiğimiz izlediğimiz bir bilog kendileri; hemşeri soydaş kıyağı falan yapıyorsam Kızılcahamamlı olayım :)

Şimdi sözü uzatmadan hakkımızda ileri geri konuşmasını istediklerimizi yazalım. Kural gereği üç tane yazabiliyormuşuz: Öncelikle teyzemin kızı n.‘ye gidelim. Sonra gurbet ildeki gıymatlı arkadaşım Saadettin Bey‘e uğrayalım, en son olarak da mim işine nasıl baktığını bilmediği ve bu vesileyle bunu da öğrenebileceğimiz Mihman ablama gidelim :)


ps: Kötü kritik edenin bilogunu heklerim, haberiniz olsun :p

Ali Sarı’ya

Pazartesi, Mart 12th, 2007


Ali Sarı’ya, originally uploaded by guzellikuykusu.

“Rize eşrafından pek muhterem Ali Sarı bey için deklanşöre basılmıştır, aynı zamanda kadrajımda Ali Sarı’nın ruhu vardır:P 11/03/2007 saat 14:00 suları…”

Uploaded by guzellikuykusu on 12 Mar ‘07, 11.29am GMT-2.

Hatim

Cumartesi, Mart 10th, 2007

Şurada bir hatim organizasyonu var. Bir cüz de ben okurum diyenler Sadettin Bey’e ulaşabilir. Öyle dedi bana :)