Archive for Eylül, 2007

and the oscar goes to…

Cuma, Eylül 28th, 2007

Genel Muhasebe’den geçmem için bütünlemeden en az 43 almam gerekiyordu ve ben 43 alarak, 50 ortalama ile geçtim! Üç defa: Oley, oley, oley!

aof

En güzel an!

Cuma, Eylül 28th, 2007

Yeryüzünde yaşayabileceğimiz en güzel ânın, arkamızdan konuşan birini suçüstü yakaladığımız an olsa gerek diye düşünüyorum :)

“Mahalle Baskısı deveyse” – Alev Alatlı

Perşembe, Eylül 27th, 2007

Yaşlı teyzelerin, “oğlum, bana bir ekmek alıver” diyerekten bakkala gönderiverdikleri, yaşlı amcalar yanlarından geçip giderlerken sigaralarını saklayan, yabancı konuklara gidecekleri adrese kadar refakat etmeyi görev sayan abiler. Hırsızların peşinden seyirten, komşularına sahip çıkan abiler. Kolluk kuvvetlerinin “polis amca”, izne çıkan erlerin “asker abi” oldukları zamanlar. Okula yayan yürünen zamanlar. Hocaların vurdukları yerde güllerin bittikleri zamanlar. Bayram hediyesinin mendil olduğu, oyuncaksız zamanlar. “Deli saraylı” Fitnat Hanım’ın son deliliğinin, imamın oğlunun haylazlığının dile düştüğü zamanlar. Kapı komşu Rum, Yahudi ya da Ermeni ailesiyle keyifsiz olmayan bir tecessüsle ilişki kurulduğu zamanlar. Kapı komşu subay ailesinin tayininin çıkmasının sohbet malzemesi olduğu zamanlar. Hanımlardan “hanım,” beylerden “beyefendi” gibi davranmalarının istendiği zamanlar. “Hanım”sız, “bey”siz, “hanımefendi”siz, “abi”siz, “amca”sız, “yenge”siz, “efendim”siz konuşulmadığı zamanlar. “Arz ederim”in, “estağfurullah”sız bırakılmadığı zamanlar. Büyükler konuşurlarken çocukların susmaları beklenen zamanlar. “Arsız” çocukların kulaklarının çekilmesinde sakınca görülmeyen zamanlar. Tek çocukta kalmanın yanlış olduğuna inanılan zamanlar. Çocuksuzluğun acıma uyandırdığı zamanlar Büyüklerin çocuklarınkinden ayrı bir yaşamları olduğunun teslim edildiği zamanlar. Çocukların her yerde görülmedikleri zamanlar.

Alev Alatlı’nın 26.09.2007 tarihli Zaman Gazetesindeki yazısının devamı için buradan buyurun.

Önden Giden Atlılar

Salı, Eylül 25th, 2007

Osman Sarı’nın bu şiirini okuyan Ukraynalı Elvira Saranayeva, 4. Uluslararası Türkçe Olimpiyatında birinci olmuş. Ben yeni öğrendim. Şiiri çok eskiden beri bilmeme rağmen, bu kadar güzel yorumlanması karşısında, hem de Ukraynalı gencecik bir kız çocuğunun yorumlması karşısında şaşırmadım desem yalan olur. Dünden beridir hem evde hem de iş yerinde bu şiiri dinliyorum.

Bu kadar güzel bir şiir, bu kadar güzel bir yorum, dinlemeyelim de ne yapalım?

Önden Giden Atlılar

Issız sıcak çölleri
Karşı karlı dağları
Çoktan aşıp gittiler
Kayboldular uzakta
Önden giden atlılar
Ben burada kaldım böyle

(daha fazla…)

meraba!

Salı, Eylül 25th, 2007

Bir müddet kapalı kalan ve iftarda açacağız dediğimiz bilogu hiç de iftar olmayan bir vakitte açmış bulunduk. alisari.net olan adresimiz blog.alisari.net olarak değişti. Temamız sacid abinin temasını yapan amcaların ürünü, o temanın yeni sürümü. Bu daha güzel tabi : p

Bağlantılar bölümü güncellendi, bazı bağlantıları eklemeyi unutmuş olabilirim, uyarın lütfen.

Üstta görünen hepatitze bannerinin olduğu yerde temanın orijinalinde reklam bannerları vardı. O kısmı iptal edemeyince bedava reklam işine girdik : p Bu işten hepatit karlı çıktı şekil a’da da görüldüğü üzere.

Sonra neler oldu? Bi’şiy olmadı…

atansiyon sibuple: Rss adreslerinizi güncellemeniz, bloglarınızdan link vermişseniz onu güncellemeniz önemle rica olunur : )

Ramazan!

Perşembe, Eylül 13th, 2007

Hoş geldin!


mahya

aöf, öf, f, f/1.4

Cumartesi, Eylül 8th, 2007

Dönemin aöf başlıklı yazısına hoş geldiniz. Malum, her sınav dönemi blogumuzun gündemini işgal ediyor bu konu.

Sınav saatini okulun kapısında beklerken bir çift geldi ve Mimar Sinan lisesini sordu. Ehe burası dedim, netekim ben de orada sınava girecektim, arkadaşlar pek ikna olmamış gibiydiler, “burası mı?” gibi bakışlarından. Ben nedense okulun kapısında “Kemal Yardımcı Denizcilik Meslek Lisesi” yazıyor oluşuna aldırmadım. Böyle bir durumla daha önce de karşılaşmış, Ulusoy yazıhanesi diye gittiğim Sahil Seyahat yazıhanesinin duvarındaki otobüs fotograflarında Sahil Seyahat logosunu gördüğümde de aldırmamış, “biletimi nasıl satarsınız hüleyn” diyerek oradakilerle kavga bile etmiş, akabinde hava almak için dışarı çıktığımda, yan taraftaki yazıhanenin Ulusoy yazıhanesi olduğunu görünce gidip paşa paşa biletimi almış ve olay yerinden uzaklaşmıştım. Uzun bir müddet o caddeden geçmemiştim sonrasında.

Neyse konumuz o değil. Ben okula girdim (Denizcilik Mesles Lisesi’ne) sınıfı buldum, lise hocalarımdan birinin orada görevli olduğunu gördüm, “Ooo Ali gel, bitmedi mi hala” dedi. Anladım ki benim öğrenciliğim fazla uzamış.

Hocam, burası değil di mi benim okulum diyince, değil dedi. Döndüm, çıktım. Mimar Sinan Lisesi, hemen arkadaki imiş.

Sınava girdim. Nasıl geçti? Bilmiyorum. Bilerek ve isteyerek yaptığım sorular doğru ise ne âlâ. Yok değilse “yeter ya darlandum ben!” diyip, en geç on dokuz kasımda askerlik şubesine müracaat ederek birliğime teslim olmak için yapmam gerekenleri yapacağım.

Artık sıkıldım. Tenekeci’nin deyimiyle “Olsun artık diyorum ne olacaksa”.

Sonuçlar açıklanana kadar dinlenmek istiyorum.

eysean says:

Çarşamba, Eylül 5th, 2007

blogger dediğin bugünler için vardır!
http://www.edasuner.com/…/-tam-destek/
birden kendimi orada düşündüm. o şartlarda iyileşmeye çalıştığımı düşündüm. siz de düşünün.

Biz de düşünelim!