Archive for Kasım, 2007

basamaktadurmaotomatikkapicarpar.com

Cuma, Kasım 30th, 2007

Şehir kültürü, geçmiş zaman şeysi-fikri basamaktadurmaotomatikkapicarpar.com : ) Hayırlı olsun…

[Hakimlerin Zihniyet Dünyasına Giriş / 1] Devletin Çıkarı mı, Adaletin Gereği mi? [Doç. Dr. Mustafa Şentop / Zaman]

Cuma, Kasım 30th, 2007

[...]

Burada, bir tarihî birikimin hasılası olan Mecelle’deki “hâkim” tarifini zikretmek gerekir. Mecelle’de üç madde, yargıcın niteliklerini saymaktadır. “Hâkimin evsafı beyanındadır” başlığını taşıyan “fasıl”ın, ilk maddesinde (1792. madde) yargıcın temel nitelikleri belirtilmektedir. Buna göre, yargıç (hâkim), “hakîm, fehîm, müstekîm ve emîn, mekîn, metîn olmalıdır.” Hakîm, akıllı ve adaletli; fehîm, anlayış sahibi, özellikle insanlar arası ilişkilere vâkıf; müstekîm, doğru sözlü olan, hilekar olmayan, ahlaki zaafı bulunmayan; emîn, hıyanetten uzak, güvenilen, itimat edilen; mekîn, şeref sahibi ve asaletli olan, “esafil-i nastan bulunmayan; metîn, etki altında kalmayan, ciddi ve sabırlı olan kişi demektir. Bir sonraki maddede (1793. madde) ise hukuk bilgisi ile bu bilgiyi karşısına gelen uyuşmazlıklara tatbik kabiliyeti ifade olunmaktadır: “Hâkim, mesâil-i fıkhiyyeye ve usul-i muhakemeye vâkıf ve deavi-yi vâkıayı anlara tatbikan fasl ve hasma muktedir olmalıdır.” Ayrıca, faslın sonuncu maddesinde (1794. madde), yargıcın “temyiz-i tamme muktedir olması” aranmaktadır. Temyiz-i tam, ayırt etme kabiliyetinde bir eksiklik olmaması demektir. Doğruyu yanlıştan, faydalıyı zararlıdan, alakalıyı alakasızdan ayırabilme yeteneğidir bu.

Ülkemizde yargı ile ilgili sorunların temelinde insan unsuru yatmaktadır. Yargıçların ana sorununu “yetersiz maaş” olarak gören zihniyetin esasen yargıçlık yapma hakkı olmamalıdır. Bu zihniyetle, yargı mesleği bir sıradan “memuriyet”e dönüştürülmüş, “inşaat ruhsatı” talebi için oluşturulan dosya ile dava dosyası yaklaşım bakımından aynı mahiyette kabul edilir hale gelmiştir. Her davanın, tarafları bakımından ifade ettiği anlam ve çok küçük bir maddi değeri olsa da nihayetinde adaletin gerçekleştirilmesine konu teşkil ettiği için sahip olduğu bizatihi değer göz ardı edilmektedir. “Üst düzey adliye memuru” anlayışıyla adalet gerçekleştirilemez. Asıl sorunun hukukun algılanışında ve adalet idealinin kaybedilmiş olmasında yattığı unutulmamalıdır. Bağımsızlık, yargıcın zihniyet dünyasından yeşerecektir.

[...]

Doç Dr. Mustafa Şentop’un yazısının tamamını okumak için buradan buyurun.

Excel’de sayıyı yazıya dönüştürmek

Perşembe, Kasım 29th, 2007

Şurada detaylıca anlatılmış. Mehmet‘e bir daha lazım olur da bulamazsa diye buraya da yazıyorum :)

Yevgeni Onegin

Salı, Kasım 20th, 2007

Sacid ağabeyimizin şuradaki tavsiyesi üzerine temin edip izlediğim Onegin hakkında ileri geri konuşacağım :)

Evvela güzel film! İzlenilesi. Kesinlikle vakit kaybı değil! Olay Rusya’da geçiyor ve Sacid ağabeyimin de dediği gibi karakterler Britanya İngilizcesi konuşuyor. Bunlar filme ilişkin lüzumsuz teferruatlar, asıl zorum Onegin kişisi ile :)

Filmi izleyenlerden ya da hikayeyi bilenlerden yorum bekliyorum. Bu adam, Tatyana kendisine deliler gibi aşıkken onu reddeden, Tatyana’nın kardeşi Olga ile baloda dans etmesi sonrasında Olga’nın nişanlısı (ki aynı zamanda kendisinin de arkadaşı) tarafından düelloya davet edilen, düelloda adamın kafasına delik açmaktan imtina etmeyen; sonra kafayı sıyırıp Petersburg alemini terk eden ve altı yıl sonra yeniden Petersburg’a dönen; burada kuzeninin davetlisi olarak katıldığı baloda gördüğü Tatyana’yı kuzenine “kim ki bu bacı” diye hiç de tanımıyormuş gibi soran; sonra Tatyana’nın, kendisini davet ettiği kuzeni ile evlendiğini öğrenen ve nedense beyninden vurulmuşa dönüp, aslında kendisinin de Tatyana’ya deliler gibi aşık olduğunun sanan adam…

Bir türlü anlam veremedim. Yani ne oldu da Onegin, Tatyana’ya aşık olduğunu anladı (ya da sandı!). Kanaatim, Tatyana’yı kaybetmiş olmayı gururuna yediremedi. Ancak bu sonu tamamen kendi hazırlamadı mı?

Daha sonralarda da, evli olan, hem de kuzeni ile evli olan eski aşığının peşini bırakmamalar, mektup yazmalar, evine gidip, dizine kapanıp salya sümük ağlamalar filan… Hiç de Tatyana’nın ilan-ı aşk mektubu karşısında aklı başında konuşan adam davranışları değildi. Tatyana’nın “Ben başka bir adamın karısıyım. [...] Ve ona sadık olacağıma yemin ettim” demesi, Onegin gibi duygularının aklını ele geçirmesine izin vermemesi, bütün bunları ağlıyor bir halde ve öncesinde Onegin’e “seni seviyorum” demiş olmasına rağmen yapıyor olması, çok çok güzel şeylerdi.

Muhakkak ki romanı okuyup öyle karar vermek daha yerinde olur ancak Onegin’in davranışlarının ahlaki olmaması bir yana, Onegin’e hak vermemizi gerektiren bir şey de yok ortada. Severiz garibanı, ezileni, haksızlığa uğrayanı ancak Onegin için bunlar geçerli değil. Burnu bir karış havada bir adam! Aşığının mektubuna “ilerde toparlarsın kendini, takma kafana” gibi alaycı ifadelerle cevap vereceksin, sonrasında da sırf gururuna dokunduğu için aslında “aşık olduğunu” iddia edeceksin.

Ben yemem arkadaş, Tatyana da (bir ara sendelediyse de) yemedi :)

Onegin’den bir Anna Karenina çıkar mıydı? Çıkardı aslında ama o zaman güzel olmazdı :)

İnsan canhıraş bir suskunluktur…

Cumartesi, Kasım 17th, 2007

“19. yüzyıl boyunca birçok cerrah, bir hayvan üzerinde operasyon yapmadan önce alışılmış bir biçimde ses tellerini kestiler. Bunu, deney sırasında hayvanlar ses çıkarmasın diye yaptılar.

Deneyi yapanlar ses tellerini keserek aynı zamanda gerçeği yadsıdılar – sessiz bir hayvanın acı çekmediğini varsaydılar – ve bunu kendileri doğruluğunu kabul ettikleri bilgileriyle doğruladılar. Hayvanın çığlıkları onlara zaten bildikleri bir şeyi, karşılarındaki yaratığın bilinçli, hisseden ve operasyon sırasında eziyet edilmiş bir varlık olduğunu anlatacaktı.”

Kelimelerden eski dil.

Susuyor olmam, acı çekmediğim anlamına gelmez…

Tarık Tufan | Ve sen, kuş olur gidersin | Shf: 127 | Birun Yayınları

kaç karakter?

Cuma, Kasım 16th, 2007

Hani “kaç paralık insansın” sen derler ya, beş para etmez insanlar için. Yeni bir kalıp ürettim (uydurdum) ben de, karaktersiz, onursuz insanlar için, “kaç karakterlik insansın” diye.

Soruyorum, kaç karekterlik insansın? Cevap vereyim ben senin yerine: Hiç karakterlik, H İ Ç !

İnsan: Tamamıyla lafın gelişi!

rapidsafe, rapidshare ve flashget!

Salı, Kasım 13th, 2007

Rapidshare’deki dosyaların direkt adreslerini gizlemek için adresler rapidsafe.net’in hizmetiyle gizlenebiliyor ve bir çok paylaşımcı da bu yöntemi kullanıyor. Ancak bu defa da siz indirici olarak sıkıntı çekiyorsunuz. Önce rapidsafe sayfasına girip, oradan rapidsahre’e yönlendiriliyor ve bu sırada da rapidsafe’in reklamları ile uğraşıyorsunuz.

Dün çok ilginç bir yöntem öğrendim (cithiz forumlarında civan adlı üye yazmış) ve şaşkınlığımı halen üzerimden atabilmiş değilim. Rapidsahre dosyalarının rapidsafe ile gizlendiği sayfa üzerinde sağ tuşa tıklayıp “tümünü flashget ile indir”‘e tıklayıp, rapidshare premium hesap bilgilerinizi flashget’e giriyorsunuz, bingo!

Hâlâ çok şaşkın, çok şaşkınım. Bu kadar kolaylığın altından bir bit yeniği çıkacak sanki :)

zindandan notlar

Pazartesi, Kasım 12th, 2007

Bilge kral Aliya İzzetbegoviç’in “Özgürlüğe Kaçışım – Zindandan Notlar” kitabından alıntılar. Zamanla eklemeler yapılacak.

6. Hayatın anlamını kaybetmişsem ölmeliyim. (shf: 1)

2357. Baharatın yemeğin yerini tutmaması gibi süsleme de muhtevanın yerini tutmaz. Bir kültürde muhteva çözülüp şekil halini alırsa bu durumda kesinlikle o kültürün çöküşüne ve yokoluşuna şahit oluyoruz demektir. (shf:34)

2127. Allah, hayvanlardan farklı olarak bizi dik yürür şekilde yarattı. Çoğu insan bu imtiyazı kullanmaz, hayatlarının çoğunda eğilirler hatta sürünürler. İnsan böyle mi yapmalı? Allah’ın bu büyük nimetini, dik yürümeyi reddetmek nankörlük değil mi? (shf: 36)

2182. Tıpkı çocuklarımızın yükünü yüklenmemiz gibi, kendi hatalarımız ve rezîletlerimizden ziyade diğer insanların hata ve rezîletlerini hissederiz. (shf: 37)

3054. Ölümün varlığı, hayat resmine gerekli gölgeleri verir. Bunlar olmasaydı o resim soluk ve anlamsız olurdu. Ölüm içermeyen bir roman eya dram eksik görünür. (shf: 38)