Serpico - The Insider

serpicoİki Al Pacino filmi üzerine bir şeyler karalayacağım. Filmlerin ikisi de çok güzel, izlenilesi. Birincisi, 1973 yapımı Serpico. Film hakkında detaylı bilgi beyazperde’den ve IMDb’den edinilebilir. Kısaca bahsetmek gerekirse, bir polis memuru olan Frank Serpico’nun hayat hikayesi anlatılıyor ve gerçek bir hikayeye dayanıyor. Serpico’nun polisliğe başladığı andan itibaren karşılaştığı “rüşvet” gerçeği, rüşvet almamanın suratının ortasına kurşun yarası açabileceği gibi ciddi sonuçlarından bahsediyor film.

Filmde Serpico saçıyla sakalıyla, giyimiyle kuşamıyla hiç de alışık olduğumuz polis-sivil polis tiplerinden biri değil. Çok karizmatik, çok farklı. Ve dürüst.

Rüşvet almamasının, rüşvet alan diğer polislerin işlerine çomak sokma anlamına da gelmesiyle çalıştığı departmanların hiçbirinde sevilmiyor Serpico ve bir müddet sonra rüşvet gerçeğini ifşa etmenin peşine düşüyor. Ve bu uğurda çektiği sıkıntılar anlatılıyor.
Continue reading Serpico - The Insider…

“Dökün artık şu taşları”

[…]

Mesele şunu söyleyebilmekte aslında: “Kardeşim biz örtünmeyi; türban ve başörtüsü olarak kategorize ettik; çünkü toplumun yüzde 70′i öyle ya da böyle kapalıyken, başörtüsüne tekmili birden karşı çıkmak bu milleti karşımıza almak olacaktı. Bakmayın siz ‘başörtüsünü, türban gibi laik-Cumhuriyet’e karşı bir kalkışma olarak görmüyoruz’ dememize. Biliyorsunuz, ona da gıcığız son kertede. Şehirdeki başörtüsüne suç ve illegalite iması yükleyebilmek için ‘benim anneannem de başörtülüydü’ diyoruz nihayetinde. Sonuç aldık artık, araştırmamız gösteriyor ki; ısrar, aşk ve şevkle yaptığımız türban-başörtüsü tasnifimiz yoluyla ‘türban’ kelimesini bulabildiğimiz her gereçle yaygınlaştırmamız sonuç verdi; kafasına örttüğünü bizim adlandırmamızla tanımlayarak, ‘ben türbanlıyım’ diyenler 4 kat arttı işte. Biz de şimdi yapıp ettiklerimizin meyvesini topluyor, ‘türbanlıların’ artışının Cumhuriyet’i yıkıp yıkmayacağını konuşuyoruz.”

[…]

Özlem Albayrak, “Dökün artık şu taşları”, Yeni Şafak, 07.12.2007

Türkiye’nin Hürriyet gazetesi sorunu!

internethaber.com sitesinde Günsel Günhan’ın “Türkiye’nin Hürriyet gazetesi sorunu ve 15 yalan” başlıklı yazısının son paragrafı aşağıda devamı da sitede.

Türkiye için Hürriyet gibi bir gazete, gerçekten talihsizlik. Yalan haberleri, doğrularıyla okuyunca bunun daha iyi farkına varıyorsunuz.

Hürriyet, yalan haberleriyle, cuma namazında Ümraniye’de dükkânların kapandığını e-mailden öğrenip inanan, öyle sanan ve okurlara paranoya üreten Bekir Coşkun gibi bağnaz ve sabit zihinli “bazı yazarlarıyla” “statiko ve egemen güçler iktidarı” için kendini paralayan yayın politikasıyla kim ne derse desin Türkiye’nin en büyük sorunudur.

via: nahnusan

“Başörtüsü tekin bir konu değildir”

[…]
Demokrasiler ‘temsil’ üzerine otururlar. Halk kendini en iyi temsil ettiğine inandığı partilere oy verir ve iktidar yapar. İktidarlar da kimlerle çalışacaklarını kendileri kararlaştırırlar. ‘Devlet’ dediğiniz aygıt da böylece oluşur. 1950′lerden sonra oluşan ‘devlet’ acaba nasıl olmuş da kadınların önemli bir oranının başı örtülü olduğu bir toplumda, eşi başörtülü olmayan bir devlet büyükleri tablosu çıkarmış?

İsmet İnönü cumhurbaşkanı ve başbakan olmuş, Celal Bayar cumhurbaşkanı Menderes başbakan olmuş, askerler darbe yapıp kendi hükümetlerini kurmuşlar, Demirel, Özal, Ecevit, Yılmaz, Çiller başbakanlık koltuğuna oturmuş… Darbeleri bir tarafa bırakacak olursak, yönetimlerin çoğu halktan aldıkları oyla işbaşına gelmiş… Çoğunluğu eşleri başını örten halkın oyuyla…

Ancak ‘devlet büyükleri’ denilen grup, öyle anlaşılıyor ki, bütün o dönemlerde eşleri başörtülü olmayanlardan oluşmuş… Sahi bu nasıl olmuş? Temsil görevini veren ile temsil eden arasında bu benzemezlik hangi yolla gerçekleşmiş?
[…]

Başörtüsü tekin bir konu değildir, Taha Kıvanç, 05.12.2007, Yeni Şafak

2007′ye damgasını vuran fotoğraflar

Reuters haber ajansı, 2007 yılına damgasına vuran fotoğrafları seçti. İşte o fotoğraflar…

Powered by WordPress with GimpStyle Theme design by Horacio Bella.
Entries and comments feeds. Valid XHTML and CSS.