Archive for Ocak, 2008

Ey Azizan!

Salı, Ocak 29th, 2008

Anayasa’nın “Başlangıç” bölümünü Anayasa’dan çıkarmadıkça, Anayasa’ya istersek “sadece anneannemizin değil, süt, ebe, üvey, kadın… her türlü annemizin başörtüsü özgür= hür= serbest= azad= Frei= Libre= Free’dir” maddesini koyalım, yine bu derman kâr eylemez ve bu ferman dinlenmez! Anayasa’nın Başlangıcında “Hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin… Karşısında koruma göremeyeceği” “eşsiz bir dürüstlük”le dobra dobra haykırılmış değil mi? Elimizde kapı gibi bir Başlangıç varken, bu gibi “alışılmadık yamalar” silip süpürülüp atılmaz mı sanırsınız?

[...]

Biz maalesef daha Anayasa’nın anlamını kavrayabilmiş değiliz. Batı’da buna Constitution (Verfassung) denir. Biz de Kanun-i Esasî dedik. Yirminci yüzyılda, Teşkilât-ı Esasiyye Kanunu deyip sonra da “yasak kökünden gelen bir terimle “Anayasa” dedik. Bilinç altımıza “yasaklılık ilke, hürriyet istisnadır” anlayışı işledi. Oysa “asl olan ibahedir. “Özgürlük kanunla verilmedikçe, yok demektir” değil, “kişi özgürlüğü; Anayasa’nın sınırlama gerekçelerine uygun olarak çıkarılan bir özel kanun ile sınırlanmış olmadıkça, ilkedir” dememiz gerekir. Başörtüsünü yasaklayan hiçbir kanun kuralı yoktur. Şu halde YÖK Ek.17. maddeyi çıkarmak ve daha önce de YÖK. ek.(16)yı çıkarmak hatalı bir davranış idi. Serbestî için değil yasaklama için kanun çıkarılır. Serbesti için çıkaılan ilk kanun kuralının iptali de Anayasa Yargısının hatası olmuştur.

Anayasa ve başörtüsü, Hüseyin Hatemi, 29.01.2008, Yeni Şafak

Cündioğlu

Pazar, Ocak 27th, 2008

Bu blogun takipçileri, Dücane Cündioğlu’na olan hayranlığımı bilirler. Sürekli yazılarından alıntılar yapar(d)ım, kitaplarını duyurur(d)um vs. Hayli zamandır kayda değer bir şey okumadığımdan alıntılar, kitaplar hakkında da herhangi bir şey yazmışlığım yok.

Geçenlerde bir arkadaşla msnde muhabbet ederken (ki bu arkadaş yakında “yeniden” bloglamaya başlayacak olan bir arkadaş) bana Dücane Cündioğlu’nun yeni çıkan iki kitabından bahsetti. Dahası, okudun mu diye sordu. Haberim bile yoktu bu kitaplardan. Hayli zamandır kitap dünyasını takip etmediğim gibi, Cündioğlu’nun köşe yazılarını da okumayı bırakmıştım netekim. (Bunda Dücane Cündioğlu’nun adı bende saklı talebelerinden birinin çok büyük etkisi var!)

Kitaplardan biri “Göz İzi”, diğeri de “Daireye Dair”. Kitaplar hakkında bildiklerimiz “şimdilik” arka kapak yazılarından ibaret…

Dücane hoca ile ilgili bir diğer gelişme de hocanın sigarayı bırakmış olması. Kendimin sigarayı bırakışına bile bu kadar şaşırmamıştım : ) Sigara hakkında hoca ile aynı şeyleri düşünüyormuşuz. Hocanın sigarayı nasıl içtiğine (kendi ifadesiyle “yediğine”) şahit olmadım ancak anlatanlardan biliyorum, buna rağmen bırakması çok sevindirici. Allah daim eylesin…

Düşün yakasından bu milletin / Ekrem Dumanlı

Salı, Ocak 22nd, 2008

Aynı ayak üzerine aksayan haşin yaklaşım devam ediyor. 28 Şubat’ta düğmeye basmakla övünen Ali Kırca, yaşananlardan ders çıkaracağına yeni geldiği Show TV’de o malum yanlışlarıyla işbaşı yapıyor. Gizli kameralar yerleştiriliyor ve bayan personelin başörtüsü böyle bir metotla (!) tespit ve tescil ediliyor. Malumdur ki bu tür haberler (ihbarlar) belli kurumlara servis edilmek içindir. O amaçla yapılmayanlar bile raporlara dönüştürülür ve kritik toplantılarda gündem malzemesi olur. Oysa karşımızda gizli kamera mağduru sayılabilecek bir televizyoncu duruyor. Herkes yapsa bu hatayı Kırca yapmamalı.

Bir başka medyatik heves, lisede namaz kılanların tespit edilmesi; hatta teşhir edilmesi. Dünkü bir gazetede bodrum katta namaz kılan çocuklar deşifre (!) ediliyordu. Sanki gizli bir örgüt ya da uyuşturucu çetesi yakalanmışçasına bir sevinç var gazetede. Haberin hemen yanı başında eşcinsellere özgürlük talep eden bir başka haber. Yani birine özgürlük, ötekine baskı. Haberle ihbar, muhabirle muhbir arasındaki fark anlaşılıncaya kadar sürecek bu insan avı. Yazık!

Düşün yakasından bu milletin, Ekrem Dumanlı, 22.01.2008, Zaman

XP’de birden fazla kullanıcı hesabı aktifken, karşılama ekranı ile karşılaşmadan istenilen kullanıcı hesabı ile login olma

Cumartesi, Ocak 19th, 2008

Ne uzun başlık oldu böyle. Ama daha kısa ifade etmenin yolunu bulamadım. Daha fazla uzatmadan konuya giriyorum.

İş yerinde kullandığım bilgisayarda bir tek kullanıcı hesabı var. Ancak daha sonra IBM DB2 kullanmaya başlayınca bir kullanıcı daha oldu XP’de, db2admin adında.

Karşılama ekranında sürekli şifre yazıp girmek istemediğimden buna bir çare aradım ve sağolsun sacid abim çözüm buldu :)

Çalıştıra “control userpasswords2” yazıp aşağıdaki ekranı açıyoruz:

cu2.jpg

Bu ekranda “Kullanıcı bu bilgisayarı kullanmak için bir ad ve parola girmelidir” seçeneğindeki çeki kaldırıp, tamam diyoruz. Daha sonra şu ekran geliyor önümüze:

x.cu22.jpg

Burada da şifre girmeden ve karşılama ekranı ile karşılanmadan, doğrudan oturumun açılmasını istediğimiz kullanıcı hesabının bilgilerini giriyoruz, mutlu mesut yaşıyoruz :)

ameno pro

Çarşamba, Ocak 16th, 2008

Nahnu‘nun google readerında paylaştığı, gülmekten yerlere yatırma tehlikesi olan bir video. Yalnız başına izlemeyin :)

consored :p

aslında son olarak bize gerçekten ne oldu?

Pazar, Ocak 13th, 2008

Güzel bir başlık oldu bu :p

reinvigorate.net’ten istatistikleri incelerken “Kitapçı Faciası” başlıklı yazıya gittim, sonrasında da yorumlara. Tam otuz altı tane yorum yazılmış ve her biri tadından yenmez bir üslupla işlenmiş, servis edilmiş.

Şimdi oradaki yorumculara ve aynı zamanda çoğu blogger olan arkadaşlara bakıyorum da çoğundan haberim olmadığını görüyorum. mandalina, Monaruz, mihman, faruk, jonquille, Güzellik Uykusu (nam-ı diğer Alexandre Bey), maver, ibni sina.

Yani merakım şudur ki aslında son olarak bize gerçekten ne oldu?