Ey Azizan!

Anayasa’nın “Başlangıç” bölümünü Anayasa’dan çıkarmadıkça, Anayasa’ya istersek “sadece anneannemizin değil, süt, ebe, üvey, kadın… her türlü annemizin başörtüsü özgür= hür= serbest= azad= Frei= Libre= Free’dir” maddesini koyalım, yine bu derman kâr eylemez ve bu ferman dinlenmez! Anayasa’nın Başlangıcında “Hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin… Karşısında koruma göremeyeceği” “eşsiz bir dürüstlük”le dobra dobra haykırılmış değil mi? Elimizde kapı gibi bir Başlangıç varken, bu gibi “alışılmadık yamalar” silip süpürülüp atılmaz mı sanırsınız?

[...]

Biz maalesef daha Anayasa’nın anlamını kavrayabilmiş değiliz. Batı’da buna Constitution (Verfassung) denir. Biz de Kanun-i Esasî dedik. Yirminci yüzyılda, Teşkilât-ı Esasiyye Kanunu deyip sonra da “yasak kökünden gelen bir terimle “Anayasa” dedik. Bilinç altımıza “yasaklılık ilke, hürriyet istisnadır” anlayışı işledi. Oysa “asl olan ibahedir. “Özgürlük kanunla verilmedikçe, yok demektir” değil, “kişi özgürlüğü; Anayasa’nın sınırlama gerekçelerine uygun olarak çıkarılan bir özel kanun ile sınırlanmış olmadıkça, ilkedir” dememiz gerekir. Başörtüsünü yasaklayan hiçbir kanun kuralı yoktur. Şu halde YÖK Ek.17. maddeyi çıkarmak ve daha önce de YÖK. ek.(16)yı çıkarmak hatalı bir davranış idi. Serbestî için değil yasaklama için kanun çıkarılır. Serbesti için çıkaılan ilk kanun kuralının iptali de Anayasa Yargısının hatası olmuştur.

Anayasa ve başörtüsü, Hüseyin Hatemi, 29.01.2008, Yeni Şafak

paylaşmak güzeldir:


  • FriendFeed
  • Twitter
  • Facebook
  • del.icio.us
  • Google Bookmarks
  • Add to favorites

benzer yazılar:

Tags: , ,

One Response to “Ey Azizan!”

  1. Ansugo Says:

    Şaka maka sivil anayasa olayı kaynadı gitti aradan. Olay başörtüsü olayına kaydı. Şimdi AKP ne yaparsa yapsın şerait getiriyor gibi yorumlanacak. Eh bu da gene onların hatasından kaynaklanıyor.

    Bu turban-basortusu sorununda beni gicik eden tek bir nokta var.

    Herkesin agzindaki yalama olmus soylem, turbanin bir siyasi simge oldugudur (ve analarının basortusu orttugudur!)

    Oysa diger acidan bakarsak “kiravatli kemalist” diye tanımlarda var. Yani toplumun bir diger kesimi de kravatı, sapkayi, tayyörü bir siyasi simge olarak görebiliyor.

    Şimdi eski sistemde türban yasaklandı.

    Gün olurda başkaları yönetimi ele geçirip türbanı serbest edip tayyörü, kiravati yasaklarsa ne olacak?

    Kilik kiyafetin tüm insanlık açısından kabul edilmiş bir kıstası vardır. “O toplumun genel örf ve adetin aykırı olmamak”

    Bırakın kıyafeti hazırlanan herşey buna göre hazırlanır. Kanunlar bile bismillah demeden örfden adetten bahseder, bahsetmese bile ona göre hazırlanır/uyarlanır.

    Haliyle genel örf ve adete aykırı olmayan her türlü giyiniş bana kalırsa serbest olmalıdır.

    Genel örf ve adeti kim belirler?

    İşte burası en sakıncalı konu. Burada kanunun genel örf ve adeti belirleme ihtiyacı var. Çünkü belirlemesinde bir sakınca yok. Gerekirse örf ve adet artık bu şekildedir diye her zaman tekrar değiştirebilir.

    Yani neler örf ve adete uygun, toplum vicdanına aykırı değil ona bakmak gerekir.

    Mesela başörtüsü genel örf ve adete aykırı mıdır? Değildir.

    Ya da plajda mayoyla dolaşmak genel örf ve adete aykırı mıdır? Değildir.

    Burada kanun koyucunun siyasi polemiklerden kaçınıp toplumunu çok iyi irdelemesi ve toplumunda nelerin örf ve adet olduğunu, daha modern bir tabirle toplumun neleri “yiyeceğini” ortaya koyması gerekiyor.

    Mayoyla otobüse binmek ya da devlet dairesine gitmek örneğin, bizim örf ve adetimize uyar mı?

    Ya da türbanla otobüse binip devlet dairesinde çalışmanın diğer kişiler üzerine oluşturacağı “vakıa” nedir?

    Bunlar incelenmeli ve gerekiyorsa kılık kıyafet yönetmelikleri tekrar gözden geçirilmelidir.

    Çünkü hepimiz biliyoruz ki bir kanun ya da kaide artık işlev görmüyorsa yenisi ile değiştirilir. Şimdiye kadar çıkarılmış tüm kanunlarımızın yamalı bohça haline gelmesinden bunu çok rahat anlayabiliriz.

    O halde kanun koyucuyu bunu yapmaya engelleyen unsurlar olmali degil mi?

    Iste bir Turkiye gercegi burada karsiya cikiyor.

    Turkiye’de demokrasi olmadigini buradan anliyorsunuz.

    Cunku demokrasilerde ilke halkin isteklerine cevap vermektir. Halk isteklerine cevap verecek olan kisilere oy vererek onlari bir yere getirir ve haliyle onlardan verdigi oyun karsiligi olmak uzere sorunlarini cozmesini bekler.

    Ancak Turkiye’de demokrasi rejimi degil statuko rejimi hakim oldugu icin, secilmisler atanmislarla surekli olarak bir cekisme icindedir.

    Oysaki secilmis bir kisi karsisinda atanmis bir kisinin hukmu olmaz.

    Ancak esas mesele olan ve bir turkiye gercegi olan secilmis-atanmis mucadelesinde secilmisler, daha dogru bir ifadeyle gercek anlamda demokrasi hakim ve galip gelmedikce ne yasalari yamamakla turban sorunu cozulur ne de cumhuriyete ve ilkelerine, demokrasi ve ilkelerine gonulden baglanmis bir nesil yetisir.

    Hukumette sagolsun sadece devleti parsellemekle ugrasmiyor ayni zamanda gercek sorunlari soyut sorunlar haline cevirerek siyasi bir rant cabasina dusup ezilmis mualemesinden oy kapma savasina dusuyor. Ne diyelim, bu da onlarin ayibi.

Leave a Reply