İstanbulnâme

İki buçuk günlük İstanbul seyahatimin detaylarını yazacağımı söylemiştim, lafı uzatmadan başlıyorum.

Cuma günü saat 11:30 sıralarında Sabiha Gökçen’e iniş yaptım. “Kadıköy’e nasıl giderim” diye düşünürken üzerinde Yeni Sahra yazan Havaş otobüsünü gördüm. Kaptana Yeni Sahra’ya kadar mı gidiyorsun diye sordum, evet dedi, ben de bindim otobüse.

Yeni Sahra’ya geldiğimde inmeye hazırlanırken inmeyen yolcuları görünce, otobüsün devam edip etmeyeceğini sordum, Kadıköy’e kadar gidecek dediler, şaşırdım. İnmedim ben de ve Kadıköy’e kadar bu otobüsle devam ettim. 12:30 filandı sanırım.

Cuma namazını İskele camiinde kıldıktan sonra karşıya geçip okuluma uğradım. Diplomamı aldım. Diploma alınırken yemin ediliyormuş. Metni okumaya başladım ama okul sekreterimiz beğenmedi, daha gür ve yüksek sesle okumam gerekiyormuş! Ya sabır diyerek ve bağırarak okudum. Aldım diplomamı. Geçici mezuniyet belgem daha güzeldi bence…

Sonra okulda S. Bey’e uğradım, uzun uzun muhabbet ettik, yemeğe çıktık sonrasında, daha sonra da çay faslına başladık. Çok uzun sürmedi, vakit dardı.

Aynı günün akşamı Beşiktaş sahilde hepatit ze ve eysean kardeşlerle çay içip bardağı kırmadan dondurma yedik. Uzun uzun dedikodu yaptık, kimsede günah bırakmadık. Üç kişi, üç fotograf makinesi (ki ikisi SLR) olmasına rağmen neredeyse hiç fotograf çekmedik. Hesabı utanmadan hepatit ze’ye ödettim. Oh olsun :)

21:15 vapuru ile Kadıköy’e gittim, son otobüsle de Kayışdağı’na; yüksekokulda okurken ikamet ettiğim yere.

Ertesi sabah saat 10:00’da Patagonya cumhuriyeti cumhurbaşkanı sayın Alexandre Bey ve İsmet Kara Bey ile Üsküdar iskelede buluştuk, büyük buluşmaya doğru Eminönü’ne hareket ettik. Yeni Camiin arkasında magandaların işlettiği bir çay bahçesinde konuşlandık ve ekibin toplanmasını bekledik. Diğer sıralamayı hatırlayamayacağım ama ilk olarak Şadan Ercan, ikinci olarak da Faruk Yazar teşrif etti. Sonrasında çoğaldık da çoğaldık.

Magandaların işlettiği yere daha fazla tahammül edemediğimizden midir yoksa hepimizi çeken bir yanı bulunduğundan mıdır bilmiyorum Kızlarağası Medresesi’ne doğru yola koyulduk. Burada da bizlere katılanlarla birlikte son halimiz şöyleydi: Yusuf Armağan, Selman Maltaş, Salih Demir (gaptash), Muhittin, Cesur Küçük, Faruk Yazar, Şadan Ercan, İbrahim Paşalı, İsmet Kara, Selim Şevkioğlu, Nadir Marmara, Alexandre ve ben :) (Çok uğraştım ancak buna rağmen ismini yazmayı unuttuğum biri varsa lütfen bağışlasın!)

Kızlarağası’nda otururken uzun masanın her iki ucunda da oldukça hararetli ve farklı muhabbetler dönüyordu. Ben Şadan Ercan’ın köşesine daha yakın idiysem de Yusuf Armağan’ın köşesine de aradan kulak misafiri oluyordum. Böyle olunca iki köşeden de tam anlamıyla istifade edemedim :)

Çayların bir tepsisi gidip diğer tepsisi gelirken Alexandre beyimin bi koşu alıp geldiği simitlerle karnımızı doyurup, saat 16:00 civarı Çapa istikametine yollandık yazıhane’nin patronu Faruk Bey’i ziyaret için. Hastaneye girişte güvenlik görevlileri kalabalık halimizi görünce “baskın mı var” moduna girdiyseler de ziyaret için geldiğimizi öğrendiklerinde hayli rahatladılar. Üçerli gruplar halinde ziyaret ettik patronu. Hamdolsun ki gayet iyi gördüm ben kendisini. O da bizi gördüğünde iyi olmuşsa bir miktar ne mutlu hepimize.

Sonrasında hastane bahçesinde biraz vakit geçirdik. Selim ağabeyin bana iki sene evvelinden balık ekmek sözü vardı, onu yerine getirecektik ama vakit dardı ve benim yapılacak çok işim vardı. Selim ağabeyin ısrarlarına rağmen “daha sonraya” ertelemek zorunda kaldık bizim ekmekli balığı :)

Ekip yavaş yavaş dağıldı. Bir kısmımız hastane bahçesinden ayrıldı, kalanımız tramvaya bindik. Selim ağabey Sirkeci’de, bir grup Eminönü’nde, kalanlarımız da son durak Kabataş’ta. İsmet Kara, Nadir Marmara ve Faruk Yazarla birlikte Taksim’e kadar birlikte gittik fünikülerle, ben oradan Mecidiyeköy’e geçerek Cevahir alış veriş merkezine giderek Bekir’i ziyaret ettim. Ona da yemek ısmarlattım, sonrasında da İstanbul’un en güzel manzarasına sahip malikanesine(!) geçtik, orada vakit geçirdik.

To be continued…

paylaşmak güzeldir:


  • FriendFeed
  • Twitter
  • Facebook
  • del.icio.us
  • Google Bookmarks
  • Add to favorites

benzer yazılar:

Tags: , , ,

15 Responses to “İstanbulnâme”

« Öncekiler12Sonrakiler »
  1. mandalina Says:

    şu istanbul sevdalılarına hayranım efendim :)

    sabiha gökçen’den kadıköy’e direk giden otobüsün numarası E-10. normal hattı 1 saat, ekspress hattı 40 dk. sürüyor. çift bilet geçiyor. yani akbil kullanılırsa 2,50 ytlye geliyor. şoför amcanın akbilini kullanırsanız 3 ytl ödemeniz icap ediyor. şoför akbili ya o yüzden daha kıymetli :)

  2. mandalina Says:

    üstteki yorumda geçen “direk” ifadesinin “direkt” olarak algılanması, hatanın mazur görülmesi istirhamımdır. :)

  3. ali usta Says:

    Başkanım, ben 5lik bir akıllı bilet aldım. (Akıllı bilet de yeni icatmış. Bana yeni en azından. Eskiden kağıt bilet atardık biz, hey gidi günler :p) 2sini düştü, 3 kaldı. Bu akıllı bilet hala cebimde hatta. Ziyan olacak galiba :)

    Şöför amcaların akbili önceden de pahalıydı hep. O yüzden uyuz olurdum, halen de oluyorum.

    Bir harfin de lafı olmaz bu blogda. Hem de başkanımıza karşı. İstiham ederim efendim :)

  4. Alexandre Bey Says:

    Sen o akıllı bileti 23 mayısta ilk defa kullandığına göre ağustosun 23′ünde miadı dolacak. Bir haftayla kurtaracaksın, yani hadi yine iyisin:p

  5. ali usta Says:

    Rezervasyon yaptırmadım ben. En azından öyle hatırlıyorum :P Sonra boşa gider 44 YTL :D

« Öncekiler12Sonrakiler »

Leave a Reply