İstanbulnâme / iki

Pazar günü sabah erken kalkıp Kadıköy’de S. İle buluştuk. Bunca zaman içinde ilk kez vaktinde geldi :) Artık bizim için klasik haline gelen Moda’ya gittik. Giderken pastaneden bilumum pasta ve çörek çeşitleri almayı da ihmal etmedik. Koyu bir muhabbetin artından üşüdüğümüzü fark ederek yürümeye başladık, sahil boyundan ilerleyerek Fener’e gittik. Bu sırada da eski dost Şair Mehmed Efendi ile her zaman yaşadığımız iletişim sorununu yine yaşadık. İletişemedik gitti! Şükür ki geç de olsa Kadıköy İskele Camii’nde buluşabildik Şair Mehmed Efendi ile.

Kadıköy civarında dolandık, oturup çay içecek bir şeyler atıştıracak yer ararken bir sürü kilisenin önünden geçtik. S.’ye “hayırdır pazar pazar kiliselerin dibinden ayırmıyorsun bizi, istersen abdestimiz de varken ibadet edelim” dedim :) Sonra soluğu Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nin çay bahçesinde aldık.

Buraya girişte S.’nin arkadaşı olan Ö. İle karşılaştık ki biz de dört yıl önce filan tanışmıştık. Ö de kız arkadaşı ile birlikte bize katıldı, bir müddet de onlarla muhabbet ederek ayrıldık oradan.

Ben acıktığımı söyledim, yol üzerindeki bir ciğerciye kapağı attık. Siparişlerimizi verdikten sonra menüye baktım ve içinde votka olan bir tatlı ile karşılaştım. S.’ye “alkollü mekâna getirdin bizi kardeşim” diyerek takıldım.

Yemeğimizi yiyip, hesabı da ödedikten sonra tam kalkacakken garson gelerek vaktimiz varsa bize ikramda bulunmak istediğini söyledi, biz de hay hay diyerek kabul ettik. Beş dakika sonra dondurma bardağı içinde dondurma, çilek, enteresan otlarla süslü bir şey geldi. S.’ye “abi menüdeki alkollü tatlı olmasın” bu dedim ama sonra da ekledim “o pahalıdır, ikram etmezler” diye :) S. önce kendinin tadacağını söyledi, alkollü ise ben anlarım dedi (eski içicilerden : p) ve test etti. Testin başarı ile sonuçlandığını, yiyebileceğimizi söyledi, biz de Şair Mehmed Efendi ile yemeye başladık ancak dibe yaklaştığımızda garip bir tad olduğunu fark ettik.

Uzman S. “beyler üzgünüm ama bu o” diyince bıraktık. Garsonu çağırdık, ikramı için teşekkür ettik ancak alkol tüketmeyen bir üçlü olduğumuzu söyledik. Aslında baştan söylemem gerekirdi, kusura bakmayın diyerek uzaklaştık olay yerinden :)

Kısa bir çay faslının ardından ben uçağa yetişmek için Kadıköy’den Sabiha Gökçen’e en uzak yoldan giden otobüse binerek son yarım saatte uçağa yetişebildim.

Geleceğim uçak kalkış için piste çıktığında kalkmaktan vazgeçerek geri döndü. Hemen merdivenler, otobüsler, diğer araçlar uçağın etrafına geldi. Eyvah, dedim, iniyoruz. Sonra kaptan pilotumuz açıklama yaptı, ufak bir arızamız varmış, giderilmiş, devam edecekmişiz. Kısa süreli bu heyecan, Trabzon’a inene kadar tedirgin olmamıza neden oldu ama neticede sağ salim Trabzon’a inmiş olduk.

O gece geç saatlerde Rize’ye döndüm. Şunu anladım: Birkaç günlüğüne kesinlikle İstanbul’a filan gidilmez. İki buçuk gün kaldığım İstanbul’da neredeyse hiç fotoğraf çekemeden geri döndüm :)

İnşallah Patronun sahalara dönüşü şerefine Çınaraltı’nda yapacağımız toplantıda daha uzun sohbet ve fotoğraf çekme imkânım olacak. (Organizatör Alexandre Bey’e duyurulur! :p)

paylaşmak güzeldir:


  • FriendFeed
  • Twitter
  • Facebook
  • del.icio.us
  • Google Bookmarks
  • Add to favorites

benzer yazılar:

Tags: , , ,

3 Responses to “İstanbulnâme / iki”

  1. sac Says:

    abi uçmak nası bi duygu, tavsiye ediyo musun? cevabın evetse o ciğercinin adresini ver :p

  2. ali usta Says:

    abi bence bırakalım kuşlar böcekler uçsun. gerçekten :p

  3. Alexandre Bey Says:

    Organizasyon konusunda elimden geleni yaparım:) Bilgilerinize arz ederim:p

Leave a Reply