Mahkeme Programları üzerine…
ali usta, 23 Ağustos 2008, 14:01Uzun zaman oldu yazmayalı…
TV izleyicileri bilir, Samanyolu Televizyonu’nda “Boşanmak İstemiyorum” adlı bir program var. Program bir mahkeme salonunda geçiyor; davacısı, davalısı, tanıkları, jürileri ve uzmanlarıyla mahkeme havası ve usulü içinde bir hikaye canlandırılıyor. Hikayeler birkaç bölüm sürüyor, taraflar ifade verirlerken olayların canlandırmaları da ekrana geliyor.
Nedendir bilmiyorum ama programın çok da başarılı olduğunu düşünmüyorum. Bunun birinci nedeni gerçekte yargılamanın bu şekilde işlemiyor oluşu! Neticede izlediğimiz bir “film”dir ve gerçek hayatta olanlarla aynı olması gerekmemektedir. Ancak bu kadar da sivri ayrılıkların olmaması gerektiğini düşünüyorum çünkü bu program her ne kadar bir film de olsa izleyen insanlar hiç şüphesiz ki bu durumdan etkileniyorlar ve zihinlerinde bu şekilde bir mahkeme görüntüsü canlanıyor. Amerikan filmleriyle zihnimize kazınan mahkeme görüntüsü ile gerçekte olan çok farklı iken, bu farklılığa olumsuz anlamda katkı sağlamak programın için kötü noktalardan biri.
Bir kez duruşma izleyen ya da bir vesileyle yolu buralardan geçen herkes, manzaranın böyle olmadığını hemen anlayacaklar zaten.
Aynı türden bir program da Kanal D televizyonunda: Ceza Mahkemesi! Samanyolu’ndaki Aile Mahkemesi’ne karşı Ceza Mahkemesi.
Aslında Ceza Mahkemesi programı, konuları itirbariyle çok daha güzel bir program olmaya aday, çünkü çok geniş bir alanı var. Boşanmak İstemiyorum’daki mahkeme, bir aile mahkkemesidir ve izleyeceğimiz olayların hepsi, boşanma davalarından ibarettir. Ceza Mahkemesi ise en basit hırsızlık olayından tutun, en ağır cezalarını gerektirecek eylemleri karara bağlayan bir mahkeme türü olduğu için, konuların farklılığı sürekli olarak sağlanabilecek ve izleyiciler, sıkılmayacaklardır.
Ceza Mahkemesi programındaki oyunculuk vasatın bile altında. Buna hakim, savcı, müdafi de dahil üstelik. Oysa böyle bir programı götürecek olan hakimdir, duruşmada duruşmayı götüren hakim olduğu gibi. Boşanmak İstemiyorum’un hakiminin başarısı burada alkışlanmalıdır (ki sanırım emekli bir hakim kendisi).
Ceza Mahkemesi programında gördüğüm bir gariplik, iddia makamının yani Cumhuriet Savcısı’nın kürsüde hakimin yanında değil de yerde, müdafiin karşısında oluşu. Hukuk sistemimizde “marangoz hatası” olarak telaffuz edilen, kürsüde hakimin yanında bulunan iddia makamı bu pogramda yerine konmuş. Bu durumun “olması gereken olduğu” düşüncesiyle mi yapıldığı benim için bir merak konusu. Kürsüde olmayan savcının yerinde olmasının bir sonucu olarak da müşteki/müdahil/katılan tarafın ceza mahkemesinde olmayışı.
Her iki programın da çok basit, çok gerçek, çok iyi, çok kötü yönleri var. Elbette olacaktır ancak çizgiler çok keskin, bıçak sırtı gibi. Ya çok başarılı ya da felaket!
Buna en büyük örneği dünkü ceza mahkemesinde rastladım. Tanık A ifade vermek için yerine geliyor. Kimlik tespiti yapıldıktan sonra hakim kendisine şunu soruyor: “Maktül B’nin yakını olduğun için tanıklıktan çekinme hakkın var, tanıklık yapmak istiyor musun?” Tanık, tanıklık yapmak istediğini söyledi ve hakim “maktülün yakını olduğu gerekçesiyle takdiren yeminsiz olarak ifadesinin tespitine geçti.
Konuya vakıf olanlar böyle bir saçmalık karşısında gülmekten yerlere yatmış olmalılar. Çünkü ceza yargısında tanıklıktan ve yeminden çekinme hakkına sahip olanlar sanığın/şüphelinin nişanlısı, evlilik bağı kalmasa bile eşi, kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu, üçüncü derece dahil kan veya ikinci derece dahil kayın hısımları, şüpheli veya sanıkla aralarında evlâtlık bağı bulunanlar ve CMK’nın 45 ve 46. maddelerinde belirtilen şartlara haiz olanlardır. Maktülün, mağdurun yakını olmak gibi bir durum kimseye tanıklıktan çekinme hakkı vermez. En başta, bu programlardaki usulün gerçekteki usulle aynı olmak zorunda olmadığını yazmıştım ancak bu kadar “farklılık” böylesi bir program için farklılık olarak adlandırılamaz çünkü bu bariz bir hatadır.
İki program hakkında faklı yerlerde faklı kıyaslamalar okuyabilirsiniz. Benim gördüğüm ve en çok güldüğüm yorumlardan biri, Boşanmak İstemiyorum programına ilişkin şu yorum: Başı açık kadınlar kocalarını aldatan tipleri, başörtülü kadınlar da düzgün aile hayatını yaşayan kadınları canlandırıyor!
İlginçtir ben izlediğim bölümlerde hiç başörtülü kadın görmedim!
Beyniyle düşünmek varken başka taraflarıyla düşündüğünü zannedip yukarıdaki yorumu çıkaran insanlara basit bir soru sormak istiyorum sadece: Yıllar evvel, üstelik çok uzun soluklu yayınlanan bir dizi film vardı bu ülkede, adı da Bizimkiler idi. Hiç de bizimkilerde kimse yoktu içinde üstelik. Bir tek başörtülü kadın vardı o filmde, o da gelmiş geçmiş en üçkağıtçı kapıcının karısıydı! Buna ne derler acaba yoksa böyle bir şeyi hiç düşünmezler mi?
bu zü var ya, çok şey, eüü, şey..
ali usta, 16 Ağustos 2008, 01:19Doğumgünü kutlamasında sınır tanımayanlar örgütünün son hamlesi: http://dogumgununkutluolsunzu.blogspot.com/
acılı bi wesseltoft parçası*: you might say
ali usta, 12 Ağustos 2008, 20:39Bugge Wesseltoft’un “Sharing [New Conception of Jazz]” adlı albümünün 4 numaralı parçası olan “You might say” ile uzun bir aradan sonra huzurlarınızdayız :)
you might say that you need me no more
you might say that we’ve been here before
you might say we got no place to go
you might saybut i say
you might say that the river has run dry
you might say that we’re living a lie
you might say that we don’t want to try
you might say that it’s overbut i say
please
please
i say
please
please
bana ihtiyacin kalmadigini soyleyebilirsin
bu noktaya daha once geldigimizi soyleyebilirsin
gidecek yerimiz olmadigini soyleyebilirsin
soyleyebilirsinama ben diyorum ki
nehrin kurudugunu soyleyebilirsin
bir yalan yasadigimizi soyleyebilirsin
denemek istemedigimizi soyleyebilirsin
bittigini soyleyebilirsinama ben diyorum ki
lutfen
lutfen
diyorum ki
lutfen
lutfen
* başlık ekşisözlükten bloodymary’ye, tercüme de aynı yerden jello’ya ait
Powered by WordPress with GimpStyle Theme design by Horacio Bella.
Entries and comments feeds.
Valid XHTML and CSS.