Mahkeme Programları üzerine…

Uzun zaman oldu yazmayalı…

TV izleyicileri bilir, Samanyolu Televizyonu’nda “Boşanmak İstemiyorum” adlı bir program var. Program bir mahkeme salonunda geçiyor; davacısı, davalısı, tanıkları, jürileri ve uzmanlarıyla mahkeme havası ve usulü içinde bir hikaye canlandırılıyor. Hikayeler birkaç bölüm sürüyor, taraflar ifade verirlerken olayların canlandırmaları da ekrana geliyor.

Nedendir bilmiyorum ama programın çok da başarılı olduğunu düşünmüyorum. Bunun birinci nedeni gerçekte yargılamanın bu şekilde işlemiyor oluşu! Neticede izlediğimiz bir “film”dir ve gerçek hayatta olanlarla aynı olması gerekmemektedir. Ancak bu kadar da sivri ayrılıkların olmaması gerektiğini düşünüyorum çünkü bu program her ne kadar bir film de olsa izleyen insanlar hiç şüphesiz ki bu durumdan etkileniyorlar ve zihinlerinde bu şekilde bir mahkeme görüntüsü canlanıyor. Amerikan filmleriyle zihnimize kazınan mahkeme görüntüsü ile gerçekte olan çok farklı iken, bu farklılığa olumsuz anlamda katkı sağlamak programın için kötü noktalardan biri.

Bir kez duruşma izleyen ya da bir vesileyle yolu buralardan geçen herkes, manzaranın böyle olmadığını hemen anlayacaklar zaten.

Aynı türden bir program da Kanal D televizyonunda: Ceza Mahkemesi! Samanyolu’ndaki Aile Mahkemesi’ne karşı Ceza Mahkemesi.

Aslında Ceza Mahkemesi programı, konuları itirbariyle çok daha güzel bir program olmaya aday, çünkü çok geniş bir alanı var. Boşanmak İstemiyorum’daki mahkeme, bir aile mahkkemesidir ve izleyeceğimiz olayların hepsi, boşanma davalarından ibarettir. Ceza Mahkemesi ise en basit hırsızlık olayından tutun, en ağır cezalarını gerektirecek eylemleri karara bağlayan bir mahkeme türü olduğu için, konuların farklılığı sürekli olarak sağlanabilecek ve izleyiciler, sıkılmayacaklardır.

Ceza Mahkemesi programındaki oyunculuk vasatın bile altında. Buna hakim, savcı, müdafi de dahil üstelik. Oysa böyle bir programı götürecek olan hakimdir, duruşmada duruşmayı götüren hakim olduğu gibi. Boşanmak İstemiyorum’un hakiminin başarısı burada alkışlanmalıdır (ki sanırım emekli bir hakim kendisi).

Ceza Mahkemesi programında gördüğüm bir gariplik, iddia makamının yani Cumhuriet Savcısı’nın kürsüde hakimin yanında değil de yerde, müdafiin karşısında oluşu. Hukuk sistemimizde “marangoz hatası” olarak telaffuz edilen, kürsüde hakimin yanında bulunan iddia makamı bu pogramda yerine konmuş. Bu durumun “olması gereken olduğu” düşüncesiyle mi yapıldığı benim için bir merak konusu. Kürsüde olmayan savcının yerinde olmasının bir sonucu olarak da müşteki/müdahil/katılan tarafın ceza mahkemesinde olmayışı.

Her iki programın da çok basit, çok gerçek, çok iyi, çok kötü yönleri var. Elbette olacaktır ancak çizgiler çok keskin, bıçak sırtı gibi. Ya çok başarılı ya da felaket!

Buna en büyük örneği dünkü ceza mahkemesinde rastladım. Tanık A ifade vermek için yerine geliyor. Kimlik tespiti yapıldıktan sonra hakim kendisine şunu soruyor: “Maktül B’nin yakını olduğun için tanıklıktan çekinme hakkın var, tanıklık yapmak istiyor musun?” Tanık, tanıklık yapmak istediğini söyledi ve hakim “maktülün yakını olduğu gerekçesiyle takdiren yeminsiz olarak ifadesinin tespitine geçti.

Konuya vakıf olanlar böyle bir saçmalık karşısında gülmekten yerlere yatmış olmalılar. Çünkü ceza yargısında tanıklıktan ve yeminden çekinme hakkına sahip olanlar sanığın/şüphelinin nişanlısı, evlilik bağı kalmasa bile eşi, kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu, üçüncü derece dahil kan veya ikinci derece dahil kayın hısımları, şüpheli veya sanıkla aralarında evlâtlık bağı bulunanlar ve CMK’nın 45 ve 46. maddelerinde belirtilen şartlara haiz olanlardır. Maktülün, mağdurun yakını olmak gibi bir durum kimseye tanıklıktan çekinme hakkı vermez. En başta, bu programlardaki usulün gerçekteki usulle aynı olmak zorunda olmadığını yazmıştım ancak bu kadar “farklılık” böylesi bir program için farklılık olarak adlandırılamaz çünkü bu bariz bir hatadır.

İki program hakkında faklı yerlerde faklı kıyaslamalar okuyabilirsiniz. Benim gördüğüm ve en çok güldüğüm yorumlardan biri, Boşanmak İstemiyorum programına ilişkin şu yorum: Başı açık kadınlar kocalarını aldatan tipleri, başörtülü kadınlar da düzgün aile hayatını yaşayan kadınları canlandırıyor!

İlginçtir ben izlediğim bölümlerde hiç başörtülü kadın görmedim!

Beyniyle düşünmek varken başka taraflarıyla düşündüğünü zannedip yukarıdaki yorumu çıkaran insanlara basit bir soru sormak istiyorum sadece: Yıllar evvel, üstelik çok uzun soluklu yayınlanan bir dizi film vardı bu ülkede, adı da Bizimkiler idi. Hiç de bizimkilerde kimse yoktu içinde üstelik. Bir tek başörtülü kadın vardı o filmde, o da gelmiş geçmiş en üçkağıtçı kapıcının karısıydı! Buna ne derler acaba yoksa böyle bir şeyi hiç düşünmezler mi?

aynı tarihte yazılanlar:

5 Yorum Yapılmış »

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. TrackBack URI

  1. Yorum yapan mq — 23 Ağustos 2008 #

    boşanmak istemiyorum’da hakim rolundeki kişi emekli hakim değil avukatmış.

    boşanmak istemiyorum2da seyirciye bazen şöyle de bir mesaj vermeye çalışıyorlar galiba: “bak, ne fena hanımlar beyler var, sen gene otur kendi nasibine şükret” :)

  2. Yorum yapan sadettinpolat — 24 Ağustos 2008 #

    bahsi gecen dizilerden sadece stv deki diziye denk geldim bi kere. gercek durusmalarin , davalarin vs. lerin tv de gozuktugu gibi olmadigi asikar ama gercek hayatta ki hakimlerinde neye gore karar verdiklerini , o an ki ruh hallerinin benzer durumlar karsisinda nasil farkli tepki verebildigini cozebilmis degilim. hakimin hanimi sabah kahvaltida cayi guzel demlemisse farkli , cay biraz aci olmussa farkli bir karar. sonucta hukuk denen sey yazili kurallar butunu degilmidir ? bir hakim iki arti iki esittir dort derken diger hakim(hatta ayni hakim bir baska gun) iki arti iki esit degildir dort nasil diyor acikcasi anlam veremiyorum. ya da veriyorumda o zaman isler cok vahim noktalara geldigi icin israrla vermek istemiyorum.
    egitim sart ! :)

  3. Yorum yapan mandalina — 25 Ağustos 2008 #

    ceza mahkemesi’ni ilk kez izledim bugün.
    işin aslını bilmemekle beraber “tanıklıktan çekilme hakkı”na şaşırmış idim ben de.
    dediğiniz gibi oyunculuk vasatın altının altında.
    senaryoyu versinler biz oynayalım çok daha iyi olur :p

  4. Yorum yapan kemal — 26 Ağustos 2008 #

    bence iki programda izlenilmeyecek kadar lüzumsuz vede sıkıcı

  5. Yorum yapan Mustafa — 17 Kasım 2008 #

    Nedense Türkiye’de Cumhuriyet Savcısı’ nı kürsüden indirmeye kendini adamış bir kesim var. İşin en ilginç yanı ise; Bu kesimin İddia Makamının kanundan doğan görev ve yetkilerinin Amerika Hukuku’ndan farklı olduğunu, şüphelinin( sanığın) lehine olan hükümleri de araştırıp ortaya çıkarmakla yükümlü olduğunu biliyor olmaları. Elbette ki hem soruşturmanın tek kralı olan hem de kovuşturmanın en önemli yapıtaşı olan C.Savcısı Kürsüde kalmaya devam etmelidir.

Yorum yapın

XHTML: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Powered by WordPress with GimpStyle Theme design by Horacio Bella.
Entries and comments feeds. Valid XHTML and CSS.