İstanbul günlüğü
Bu yazıyı çok daha önce yazmam gerekiyordu aslında ancak birsürü sorun çıktı. İstanbul’dan geldiğim günden beri başım ağrıyor mesela. Uçakta başlayan bu baş ağrısının sonu ne olacak merakla bekliyorum. Geldiğimde ev taşımak zorunda kaldım. Geçen perşembe gününden bu yana günlerimiz taşınmak / yerleşmekle geçiyor. Birine beddua edecekseniz, taşınması yönünde de beddua edebilirsiniz. Acayip büyük bir bela. Önümüzdeki on yıl boyunca taşınmayı falan unutmak istiyorum mümkünse. Mümkündür inşallah.
Gelelim İstanbul’a. İstanbul’a sabahın erken bir saatinde geldim. Yollar güzel, kısa. Adını vermek istemediğim güzide firmalarımızdan biri bizi sabahın köründe taksi, minibüs, otobüsün geçmediği bir yerde bırakınca, servis de bir saat geç gelince kötü b aşlayan İstanbul seyahatimin kötü devam edeceğinden korktum ama korktuğum gibi olmadı çok şükür.
İlk günümde öğlene kadar uyudum. Öğlenden sonra Kadıköy’de S. ile buluşup (bilin bakalım nereye gittik?) Moda’ya gittik. Uzun süre burada oturduktan sonra Kuzguncuk tarafına geçip, Üryanizade Camii’ni ziyaret ettik ki ben camiin yerine hayran kaldım. Denizin dibinde, camiin içinde dalgaların sesini duyuyorsunuz… Muhteşem!
S. ile sonraki pazar gününe, yani S.’nin nikahına kadar görüşemedik bir daha.
S. ile Kadıköy’de dolanırken yazıhanenin patronu aradı, randevu talep etti :P Sonraki gün (çarşamba) yazıhaneye doğru yollandım. Yazıhanenin yerini patron’un tarifiyle bulamayınca bir bayiye gidip yazıhane mecmuası edindim ve adresi kontrol ettim, buldum!
Çokça çay içtim, çokça muhabbet ettik patronla, Ümmühan abla ile tanıştık, onunla da bolca sohbet ettik.
Mecmuanın o haftaki kapağıyla ilgili olması hasebiyle midir bilemiyorum, patron bizim nasıl tanıştığımızı anlattı Ümmühan ablaya. İlginç sonuçlar çıkardık, konu karışmaya başlayınca kapattık, uzaklaştık olay yerinden :P
Akşama doğru Patronla Üsküdar’a yollandık, orada Alexandre Bey ile buluştuk, daha sonra Cesur Bey bize katıldı ve uzun uzun sohbet ettik, profiterol (böyle mi yazılıyor?) yedik, başka bir tatlıcıya gidip çay içtik, gecenin geç saatine doğru ayrıldık. Bu muhabbetler sırasında kimsenin kulaklarını çınlatmadık, dedikodu etmedik.
Perşembe günü Ümraniye’ye gidip, Şair ve Baba Mehmed efendi ile buluştum. Baba olmanın keyfini sürüyor beyimiz :) Allah sağlık, sıhhat, afiyet versin oğluna, babası gibi şair olsun inşallah :) Şairimiz Rize’ye gelmenin yollarını arıyor, tayin işleri peşinde. Gönlünce gerçekleşir dilekleri inşallah.
Cuma günü öğlenden önce Cevahir’e gidip, Bekir Bey kardeşimi ziyaret ettim. Sohbet ettik, yemek yedik, cumartesi için sözleşip, Eminönü tarafına Hepatitze ve Eysean kardeşi ile fotoğraf çekmek üzere buluştuk. Buluştuk derken, hemen (ya da vaktinde) gerçekleşen bir buluşma olmadı bu tabii ki :) Yaklaşık bir saat otuz küsur dakika ayakta dikilmek suretiyle Hepatit kardeşimizi bekledik. Geliyordumdu, beş dakika içinde oradayımdı, siz neredesiniz ben geldim sizi göremiyorumdu gibi cümlelerle bir saat otuz küsur dakikanın nasıl geçtiğini anlayamadık Eysean ile birlikte :)
Hepatit geldikten sonra vaadim olan hesap ödetme işlemini gerçekleştirmek için Ağa Kapısı’na gittik. Şansı varmış, yemek yemiştim, iki çay dışında bir hesap ödettiremedim kendisine. Fotoğraf çekmek üzere Eminönü’ne doğru yollanmaya niyetlendik. Burada ben çantamda bulunan Tamron 17-50mm lensimi betonun üzerine düşürme başarısını gösterdim. Lensin kapağı filtreye geçti, ön kısmındaki plastik aksam çatladı ve son olarak da diyafram yaprakları koparak düştü. Yani kaput :) Sağlık olsun dedik, yeni aldığım Sigma 70-200mm lensim ile hava kararmadan biraz evvel fotoğraf çekme başarısına ulaştık.
Cumartesi sabahı Alexandre beyle Üsküdar’da buluşup Fethi Paşa Korusu’nda sabah kahvaltısı yaptık. Alexandre bey çok yiyor, bunu gördüm :P İlerleyen saatlerde yazıhanenin patronu da eşlik etti bize. Kahvaltı eşliğinde muhabbet ettik, öğlene doğru yazıhaneye yollandık. Burada yine bolca çay içtik, Ümmühan abla neden eliniz boş geldiniz diye ayar verdi bize, mecmuaya kapak olmadığımıza şükrediyoruz şuan :)
Sonrasında patron ile vedalaşarak Alexandre bey ile Taksim’e yollandık. Birkaç kitabevi ve sahaf dolandıktan sonra ben Bekir ile buluşup, Alexandre’dan ayrıldım.
Bekirle buluştuktan sonra Dolapdere’de Muhsin, Mehmet Emin, Ahmet ile birlikte Selim’in yanına, Kadıköy’e geçtik. Burada ben arkadaşlardan ayrılmak zorunda kaldım,
Son Pazar günü S.’nin nikahına gitmek için evden erkenden çıktım. Şair Mehmet Bey’de gelecekti, sonra arayıp gelemeyeceğini söyledi. Kadıköy’de tek başına dolanmak durumunda kaldım. Nikah saatine doğru Mehmet geleceğini söyleyince Kadıköy Evlendirme Dairesi’nde buluştuk, nikaha geç kaldık, nikah sonrası S. Beyi ve eşini tebrik ettik. Buradan bir kez daha kendilerine bir ömür mutluluk dileklerimizi iletelim.
Kısa İstanbul seyahatim uzunca bunlardan ibarettir, ulaşıp sohbet ettiğimiz, dolaştığımız, tüm arkadaşlara tekrar teşekkür ediyorum.
Arz ederim.
benzer yazılar:
- Ankara günlüğü
- İstanbul günlüğü
- “İstanbul Seyahatnamesi”
- İstanbulnâme / iki
- Sami’den İstanbul eziyeti
Tags: alexandre, emnönü, eysean, foto, günlük, hepatitze, istanbul, lens, patron, üsküdar








Nisan 29th, 2009 at 10:52
bence o otobüs şirketinin ismini burada zikretmelisin. Neticede internet ya da özelinde bloglar, bu tarz bilgilerin insanlar arasında yayılması için güzel bir mecra. Zira normal basına bakarsak eğer tüm şirketler mükemmele yakın! :)
bu arada bayağı yoğun bir gezi olmuş. :)
Nisan 29th, 2009 at 12:24
Peki madem, ilan ediyorum: Metro Turizm :) Sabah saat 05:30′da Dudullu’da bırakıldık, servis tam bir saat sonra hareket etti, güzergah konusunda memnun kaldım (evin kapısında indim çünkü) ama servis şoförü güzergah konusunda bilgisi yoktu soförün.
Gezinin ne kadar yoğun geçtiğini Rize’ye döndükten sonra ben de anladım. Her tarafım ağırıyor :) Ama değdi :)
Nisan 30th, 2009 at 21:00
Yorum yazcam ama biraz zaman gerekiyor:p
Mayıs 5th, 2009 at 03:21
Ankara gunlugu ile Istanbul gunlugu arasindaki farki nufus yogunluguna bagliyorum. Yoksa ali usta sevenler ankara bolgesi merkez subeye istifasini iletebilirdi. (Tam 3 kati yazildigi icin yirtildi)
Mayıs 6th, 2009 at 20:56
işte bu sefer küstüm hemşerum.
Mayıs 8th, 2009 at 08:49
İstanbul’a her gelişimde birilerini küstürmeden gitmiyorum :) Cezamız neyse razıyız ablacım :)