Patronun ardından

Ne yazılır ki gidenin ardından.

Ben hâlâ inanabilmiş değilim. Hâlâ rüya gibi. Uyanacağız da yine muhabbet edeceğiz gibi. Değil ama. Her geçen saniye daha ağır oluyor…

Bir seneden biraz fazla zaman önce “sevgili ali usta, gasteler hep eksik bilgi verir zaten. Hastalığımın konusu ilginçtir, kanser. Kemoterapiye başlamak üzereyim, üç ay felan sonra kurtulcam inşallah, Rize’ye selam, duaya devam” mesajıyla kanser olduğunu öğrenmiştim. Bu mesaja yazacak bir cevap bilemedim. On gün sonra da İskender’in organizasyonuyla soluğu İstanbul’da, patronun yanında aldık.

İyiydi, iyileşiyordu, her şey daha güzel oluyordu. Hep iyi haberler aldık sonrasında. Daha iki ay önce yine İstanbul’daydım. Yine beraberdik. Oturduk, gezdik, yedik, içtik… Yine iyiydi, hastalığı yeneceğine dair umudumuzu hiç kaybetmemiştik.

Cumartesi sabahı Fethi Paşa Korusunda kahvaltı etmiştik İskender ve Patronla. Son fotoğraflarımızı makinemin kırık lensiyle orada çekmiştik. Gülüyorduk.

Kırk yılın başı köye gideceğim tuttu. O gecenin yarısında Esra’nın mesajıyla öğrendim vefat haberini. Elim ayağım tutuldu, hiçbir şey yapamadım. Cenazeye de gidemedim bu nedenden. Sabah şehre indiğimde bilet baktım ama yoktu. Gelemedim patron, kızmadın di mi?

(Allah aşkına patron, o düğün davetiyene yazdığın “elin elimde ola, kapı kapı dilenek” neydi? )

Bizi bırakıp gittiğin günün sabahında İskender’e “bizi Bosna’ya götür” demiştim. Sen de Yusuf ağabeye demişsin, “yileşeyim de Bosna’ya götür beni” diye. Bosna’ya gitmedin, gidemedik beraber patron ama, Bilge Kral’ın yanına gittin sen.

Şimdiden çok özledik patron…

paylaşmak güzeldir:


  • FriendFeed
  • Twitter
  • Facebook
  • del.icio.us
  • Google Bookmarks
  • Add to favorites

benzer yazılar:

Tags: ,

Leave a Reply