Uzun uzun…

Blogun sağ tarafında bulunan “geçmiş zaman” listesine baktığımızda, blogun ilk günlerinden bu güne kadar geldiği durumu çok net bir biçimde görebiliyoruz. 2006 yılının mart ayında 41 yazı yazdığım bu bloga içinde bulunduğumuz yıl içinde toplam 31 tane yazı yazmışım.

Eskiden böylesine çok yazı yazdıran neydi, şimdi yazdırmayan ne, tam olarak ben de bilmiyorum ancak, blog işinin eskisi gibi gitmediği ortada. Kabahati sosyal medyaya atmak mümkün (ki daha önce yaptık bunu zaten) ancak sosyal mecralarda da eskisi gibi faal olmadığıma göre, onun da çok kabahati yok gibi.

Eskiden kitap (hatta çizgi roman) okur, köşe yazarlarını takip eder, müzik dinler, fotoğraf çeker, film izler, arkadaşlarla oturup muhabbet ederdim. Şimdi bakıyorum da bütün bunları bir kenara bırakalı o kadar çok zaman geçmiş ki. Neden ve nasıl olmuşluğuna dair hiçbir şey bilmiyorum. Kötüsü, önceden rahatsızlık veriyordu bu eksiklikler, şimdi o da gitti.

İstanbul’dayken (2002-2004), günlerim o kadar yoğun geçiyor, o kadar yorgun oluyordum ki, bazı günler 3-4 saatlik uykuyla durmak zorunda kalıyordum. Ancak bu hengâmeye rağmen okumaya, dinlemeye hiç ara vermiyordum. Günlerim inanılmaz bereketli geçiyor, şikayet etmiyordum.

Tembelliğimi yakın zamana kadar, iş yerinde rahat bir pozisyonda çalışıyor olmama bağlıyordum. İşteki tembelliğimin tüm hayatıma sirayet ettiğine kesin kanaat getirmiştim. Ancak şimdi işteki durumum değişti. Eski tembelliklerimin hayfı alınmak istenircesine yoğun, stresli bir çalışma ortamının içindeyim. Mesainin ne zaman başlayıp ne zaman bittiğini bile anlayamıyorum. Durum böyle olunca, tekrar eski halime dönerim diye ümitlenmiştim ancak, şimdilik bir değişiklik yok. Ama sanırım bu şikayetname, iyileşmenin bir işareti. Ya da inşallah öyle olur.

~

Geçen gece rüyamda İsmail Kara (ki İsmail Kara hakkında bir yazı planlıyorum -araştırma falan değil, benimle ilgili-) Dücane Cündioğlu ve Sevan Nişanyan’ı bizim evimize gelmiş gördüm. İlginç bir üçlü olmuştu. İlk bakışta İsmail Kara ve Dücane Cündioğlu iyi bir ikili gibi görünüyorsa da Cündioğlu ve Nişanyan’ın daha iyi bir ikili olacağını, zira her iki yazarın da dil, dilbilim konusunda iddialı isimler olduğunu, karşılıklı muhabbetlerinin faydalı olacağını düşünüyorum. Tabii benim rüyamda bunlar olmadı, hatırladığım, yazarların hepsine bendeki kitaplarını imzalattırdığım. En çok Cündioğlu yorulacaktır böyle bir şeyde ki bunu da müdavimlerimiz biliyorlardır.

~

Ömer Lütfi Mete’yi de uğurladık dünyadan. Allah mekanını cennet eylesin, ailesine sabır versin. Sizler için ne anlam ifade ediyor Ömer Lütfi Mete bilmiyorum ama, ben kendisini çocukken tanıma şansına erişmiştim. Çizme filminin çekimlerinde, İkizdere’de. 1992 yılıydı sanırım, ilk o zaman görmüştüm kendisini. İsmail Güneş’in yönettiği ve ezanın yeniden Arapça okunmaya başladığı günlerin anlatıldığı film. (Filmi başka bir yazının konusu yaparız kısmet olursa.) Renault marka beyaz bir arabası vardı ve ben hep içinde olurdum. Bana ilk kez araba kullandıran da o olmuştu. Daha sonraları da birkaç kez kendisini misafir etme imkanımız olmuştu. Rabbim rahmetiyle muamele eder inşallah.

~

Bu kadar zaman üzerine hayli uzun bir yazı oldu, sıkıcı olmuştur muhtemelen, idare ediverin artık.

Selametle kalınız : )

paylaşmak güzeldir:


  • FriendFeed
  • Twitter
  • Facebook
  • del.icio.us
  • Google Bookmarks
  • Add to favorites

benzer yazılar:

Tags: , , , , , , , ,

3 Responses to “Uzun uzun…”

  1. seyyarat Says:

    Çok iddialıyım Dücane gelir.

  2. mezarından yazan adam Says:

    evlendin ya ondandır.

  3. zrc Says:

    hareket olmuyor pek, diye nadir uğruyordum buraya. o yüzden olsa gerek bu yazıyı yeni okudum.
    sıkılmadım ben. yazı içinde geçen yeni yazı müjdelerine sevindim. konuları da belli üstelik. bu bir vaad değil de nedir?

Leave a Reply