Archive for the ‘filim’ Category

Cancao Do Mar – Dulce Pontes

Cumartesi, Aralık 1st, 2007

Primal Fear‘da (İlk Korku) dinlediğimiz harikulade eser. Eseri bulan Sacid beyefendiye sonsuz şükranlarımızı sunuyorum :)

İşte klibi:




İsteyene sadece ses:

[audio:http://dulcepontes.net//fotos/downloads/1_-_Can%E7%E3o_do_Mar.mp3|autostart=no|loop=yes]

Yevgeni Onegin

Salı, Kasım 20th, 2007

Sacid ağabeyimizin şuradaki tavsiyesi üzerine temin edip izlediğim Onegin hakkında ileri geri konuşacağım :)

Evvela güzel film! İzlenilesi. Kesinlikle vakit kaybı değil! Olay Rusya’da geçiyor ve Sacid ağabeyimin de dediği gibi karakterler Britanya İngilizcesi konuşuyor. Bunlar filme ilişkin lüzumsuz teferruatlar, asıl zorum Onegin kişisi ile :)

Filmi izleyenlerden ya da hikayeyi bilenlerden yorum bekliyorum. Bu adam, Tatyana kendisine deliler gibi aşıkken onu reddeden, Tatyana’nın kardeşi Olga ile baloda dans etmesi sonrasında Olga’nın nişanlısı (ki aynı zamanda kendisinin de arkadaşı) tarafından düelloya davet edilen, düelloda adamın kafasına delik açmaktan imtina etmeyen; sonra kafayı sıyırıp Petersburg alemini terk eden ve altı yıl sonra yeniden Petersburg’a dönen; burada kuzeninin davetlisi olarak katıldığı baloda gördüğü Tatyana’yı kuzenine “kim ki bu bacı” diye hiç de tanımıyormuş gibi soran; sonra Tatyana’nın, kendisini davet ettiği kuzeni ile evlendiğini öğrenen ve nedense beyninden vurulmuşa dönüp, aslında kendisinin de Tatyana’ya deliler gibi aşık olduğunun sanan adam…

Bir türlü anlam veremedim. Yani ne oldu da Onegin, Tatyana’ya aşık olduğunu anladı (ya da sandı!). Kanaatim, Tatyana’yı kaybetmiş olmayı gururuna yediremedi. Ancak bu sonu tamamen kendi hazırlamadı mı?

Daha sonralarda da, evli olan, hem de kuzeni ile evli olan eski aşığının peşini bırakmamalar, mektup yazmalar, evine gidip, dizine kapanıp salya sümük ağlamalar filan… Hiç de Tatyana’nın ilan-ı aşk mektubu karşısında aklı başında konuşan adam davranışları değildi. Tatyana’nın “Ben başka bir adamın karısıyım. [...] Ve ona sadık olacağıma yemin ettim” demesi, Onegin gibi duygularının aklını ele geçirmesine izin vermemesi, bütün bunları ağlıyor bir halde ve öncesinde Onegin’e “seni seviyorum” demiş olmasına rağmen yapıyor olması, çok çok güzel şeylerdi.

Muhakkak ki romanı okuyup öyle karar vermek daha yerinde olur ancak Onegin’in davranışlarının ahlaki olmaması bir yana, Onegin’e hak vermemizi gerektiren bir şey de yok ortada. Severiz garibanı, ezileni, haksızlığa uğrayanı ancak Onegin için bunlar geçerli değil. Burnu bir karış havada bir adam! Aşığının mektubuna “ilerde toparlarsın kendini, takma kafana” gibi alaycı ifadelerle cevap vereceksin, sonrasında da sırf gururuna dokunduğu için aslında “aşık olduğunu” iddia edeceksin.

Ben yemem arkadaş, Tatyana da (bir ara sendelediyse de) yemedi :)

Onegin’den bir Anna Karenina çıkar mıydı? Çıkardı aslında ama o zaman güzel olmazdı :)

meraklısına

Salı, Ekim 16th, 2007

Klasik film meraklılarına downloada doyacakları bir site: http://iloveclassics.blogspot.com

Envai çeşit türden müzik bulabilecekleri dolu dolu bir blog da şurada: http://yourtrack.blogspot.com

Gustavo Santaolalla / Can Dry Leaves Help Us?

Cumartesi, Temmuz 21st, 2007

21 Grams’in soundtrack albümündeki bu parçayı dinliyorum son zamanlardır sadece. İçim burkuluyor resmen. İptal oluyorum. Süper. Dinleyin…

Hi, honey. I’m on my way home. If you need me to pick up anything along the way, let me…
Girls, no! Don’t touch! Laura, stop, it. Gimme a call on my cell. I’ll see you in a bit.Bye.

[audio:http://www.alisari.net/mepeuc/13 - Can Dry Leaves Help Us.mp3|autostart=no|loop=yes]

olur mu olur valla :)

Pazartesi, Mayıs 14th, 2007

Bunu dinletmezsem çatlardım, o kadar aradım yani :)

Polis‘ten…

[audio:http://www.alisari.net/mepeuc/polizei.mp3|autostart=no|loop=yes]

Yalnız sen tut film afişine sloganı yanlış yaz, olur mu, olmaz. Olmamalı :)

Beş Vakit-II

Pazar, Nisan 22nd, 2007

Filmin görüntü kalitesinden ve müziklerinin harikuladeliliğinden bahsettik ama film hakkında tek satır da olsa yazmamışız. Tamam belki alttaki yazının ilk paragrafı film hakkında yazmayışımızı makul bir nedenle izah ediyor ama yine de filmde değinmek istediğim bazı şeyler var.

Belirtmeye de gerek yok tabii ama yine de yazalım, bu satırlardan aşağısı spoyler içerebilir, ona göre :) (kesinlikle taş atmıyorum :p)
(daha fazla…)

Beş Vakit

Cumartesi, Nisan 21st, 2007

Ben filmler hakkında yazmam genelde. Anlamam çünkü. Bir filmi sadece izlerim, ötesine geçemem. Yönetenin, senaristin vermek istediğini de anlamam çoğu zaman. Bundandır yazamayışım da. Bir film hakkında yazıyorsam da muhtemelen filmin güzelliğinden başka bir şeyden etkilendiğimden yazarım. Konuyu uzatmayıp sadede gelirsem, bahsedeceğim filmden de bahsediş sebebim, yine bu sebeplerden olacak.

Beş Vakit, Reha Erdem’in yazıp yönettiği bir film. Harikulade müzikleri var. Sırf müzikleri için bile filmi tekrar izleyebilirim diyebilirdim. Taa ki film müziklenin bende neredeyse bir yıla yakın zamandır olan bir albümde olduğunu, filmin sonunda öğrenene kadar: Arvo Pärt, Te Deum!

Bu kadar olur, dedim, bu kadar! Gerçi ben, durum böyle olunca, yani film için özel olarak müzik yapılayıp da hazırda olan bir müzik kullanılınca “müziğe film yapılmış” gibi düşünsem de, ne önemi var bunun değil mi? Ne demiştik, film hakkında yazıyorsak başka sebepleri vardır, evet. İlki müzikleriydi, ikincisi görüntüleri!

Filmin görüntü yönetmeni Florent Herry. Kimdir nedir bilmem ama bu işi çok iyi yaptığı ortada. Duble harikulade. Geniş açının ötesine geçmiş kendisi. Filmi izlerken kendimden geçtim. Bu kadar mı güzellik olur, bu kadar mı olur diye.

Filmin bende bıraktığı etki: En kısa zamanda bir slr fotoğraf makinesi ile geniş açı lens (sigma 10-20 f/4-5,6 ex dc hsm neden olmasın :p) edinilip filmin çekildiği yere gitmek ve çekilmedik bir kare bırakmadan geri gelmemek…

Film hakkında detaylı bilgi filmin kendi sitesinden edinilebilir. Filmin dvdsi mevcut. İzlemek kesinlikle zaman kaybı olmaz. İyi seyirler, izlerseniz…

Filmden bazı sahneler:

Tony The IBM

Pazartesi, Mart 26th, 2007

1994 yapımı Léon filminin Tony The IBM adlı parçası ile huzurdayız. Ben bu parçayı başka bir yerden daha hatırlıyorum gibi. Bir haber programının jeneriği olarak mı kullanıldı, yoksa başka bir şeyde mi bilemedim ama hiç de yabancı gelmedi bana. Hatta filmi izlerken “nasıl yani” bile dedim.

Ve evet, ben bu filmi çok yakın bir zamanda izledim :) Sacid‘e bunu söylediğimde “yapma abi star bile kaç kere verdi filmi” demişti :)

[audio:http://www.alisari.net/mepeuc/17 - Tony The IBM.mp3|autostart=no|loop=yes]

Bu ay postadan büyük bir zarf geldi ve içinden ToplumBilim dergisinin Fotoğraf Özel Sayısı çıktı. Zarfın üzerinde kimin gönderdiğine dair bir ibare yok. Zarf geleli on günden de fazla oldu ve kimse arayıp da “Ali bi dergi göndermiştim, geldi mi?” de demedi. Şimdi eğer içinizden biri gönderdiye çıksın ben gönderdim desin :)