Archive for the ‘karala/ma’ Category

Truman Şov

Pazartesi, Şubat 19th, 2007

Hayatımızın bir Truman Şov’dan müteşekkil olduğunu öğrensek, tepkimiz ne olurdu acaba…

Karmakarışık

Salı, Eylül 26th, 2006

Gün içinde hâlden hâle giriyorum; bir ihtimal sevindiriyor, diğeri onu alıp götürüyor, yerine telâş, korku, endişe getiriyor. Birileri bir şey diyor akla yatıyor, diğeri akla yatanı yattığı yerden adeta döverek kovuyor.

Zaman daralıyor ve ben hâlen hiçbiryerdeyim.


‘ve sabır
olmasaydı
yeryüzünde
birgün
kalınabilir miydi?’ *

Bizim yeryüzünde kalıyor oluşumuz “sabır”la açıklanabilir mi?

* İlhami Çiçek, Satranç Dersleri

Olmadı!

Cumartesi, Eylül 2nd, 2006

Sadece “yuh” demek istiyorum, diyorum, hatta ahan da dedim!

Nasreddin Hoca dedi ki:

Cuma, Temmuz 28th, 2006

Elâlemin ağzı torba değil ki büzesin!

Bazen diyorum ki:

Pazar, Ocak 29th, 2006

Gideyim askerliğimi yapayım, on beş ay askerlikteki muhtemel dertlerden başka derdim olmasın, sonra geleyim, işten istifa edeyim, çekip gideyim bir taraflara, sonra geleyim buralara yine, filan…

Ne olacak benim bu halim?

“İsimle Ateş Arasında”

Pazartesi, Ocak 23rd, 2006

Epeydir bu kitap hakkında (aslında kitap hakkında değil, kitaptan yola çıkarak kendi hakkımda, bana ettikleri hakkında!) bir şeyler yazmaya niyetliyim, ancak her şeyde kurratıcım gibi yetişen “zaman ayıramıyorum” buna da yetişmekte geç kalmıyor!

Bari, diyorum, buraya böyle bir not düşeyim, kitap kapağını koyayım da, gözümün önünde oldukça bir şeyler yazma isteğim perçinleşir, kamçılanırım.

Aslında bu kitaptan önce (sonra, ama önce!) başka bir kitap hakkında bir dosta yazmam gereken şeyler var ama…

Bir şeylere vakit ayıramadığımı söylemiş miydim?

Ah, evet. Çok tembelim!

Yanlış numara

Pazar, Ocak 22nd, 2006

Telefonla yanlış numara olayı normal olarak karşılanabilir, hatta karşılanmalıdır da. Ama msn’de yanlışlık olur mu kardeşim! Sen tut, çok sevdiğin bir arkadaşının olduğunu bildiğin (sandığın falan değil, onun olduğunu biliyorsun!) arkadaşınla msnde muhabbet etmeye yelten, ama o adresin altından, yine senin çok sevdiğin, ama aylardır görüşmediğin, görüşemediğin ve belki de görüşmemen gereken biri çıksın.

Bu kadar da olur mu, bu kadar tesadüf olur mu, düşün dur artık. İşin ne?

Hayâl kurmak…

Pazartesi, Ocak 16th, 2006

Gerçekleşmeyecek bir hayâl kurarsınız. Gerçekleşmeyeceğini bile bile yaparsınız bunu. Sırf o an için mutlu olmak adına belki de. Sonra, kurduğunuz hayâlin gerçekleşmesinin aslında o kadar da zor olmadığını, imkânsız olmadığını farkedersini, ya da böyle inanmaya başlarsınız ya da kandırırsınız kendinizi!

Daha daha sonra gözünüzden perde kalkar, uyanırsınız, en baştan beri gerçekleşmesi imkân dahilinde olmayan bir hayalin peşinde koşmanın, koşmuş olmanın acısıyla yıkılırsınız.

İçiniz burkulur, nasıl anlatılır bilmem ki; yani, işte öyle bir şey!

Neyse, her ne kadar son faslıyla karşılaşmadıysam da sonuç, yukarıdaki gibi olacak, ve anlatamayacağım burukluğumu, işte öyle bir şey deyip duracağım…