Archive for the ‘karala/ma’ Category

âh bu şarkıların…

Pazar, Aralık 25th, 2005

öyle dudak büküp hor gözle bakma, bırak, küçük dağlar yerinde dursun,
çoktan unuturdum ben seni, çoktan, ah bu şarkıların gözü kör olsun

güzelsen güzelsin, yok mu benzerin? goncadır ilk hâli bütün güllerin
aklımda kalmazdı yüzün, ellerin, ah bu şarkıların gözü kör olsun

bir gülüşün var ki, kaş çatar gibi, en sıcak sözlerin azarlar gibi
hiç bağlanır mıydım çocuklar gibi, ah bu şarkıların gözü kör olsun

sonunda tuz bastım gönül yarama, nice dağlar koydun, nice, arama
seni terkedip de gitmek var ama, ah bu şarkıların gözü kör olsun

ek$i

Laf anlatamamak

Çarşamba, Aralık 14th, 2005

Diyorum ki, “artık öyle değil, böyle”, yani “o iş senin bildiğin gibi değil”, “yok efendim” diyor “böyle”, hayır efendim diyorum “işte sana kanun, böyle yazıyor” diyor ki “olsun, değişir” (yuh yani, bu nasıl bir mantıktır canım, değişir?) diyor, artık sabrımın son demlerine gelmişken diyorum ki “bak kanun iki-üç gün önce çıkmış, yürürlüğe de girmiş, yani değişmiş”, ne diyor biliyor musunuz, “oooo o hep öyle yazar ama öyle olmaz o”.

Ölür müsün, öldürür müsün derler ya tam öyle bir durum.

Bir şeyin kanunda yazıyor olması ile o şeyin uygulanabilirliği aynı orantıda olmuyor her zaman, hatta genelde tersi oluyor, kabul ediyorum ama, nasıl örnek versem, kanun diyor ki “sadece erkekler askere gider”, o da diyor ki, “yok yok değişir kadınlar da gidecek”.

Delirmeyeyim de napayım?

karalamalar / 2

Cumartesi, Aralık 3rd, 2005

“insanların arkamdan konuşmaları hoşuma gider, çünkü haddinden fazla günahım var, bu veslileyle günahlarımdan alıyorlar, böyle bir durumda neden üzüleyim ki”

diyorum, anlamıyorlar doğal olarak, çünkü onlar da arkamdan konuşuyorlar.

Hepiniz pisliksiniz ve maalesef ben de sizlerle olduğum için pisliğim, ya da pislik olma yolunda hızlı adımlarla ilerliyorum.

HIZIRLA KIRK SAAT’TEN*

Ey yeşil sarıklı ulu hocalar bunu bana öğretmediniz
Bu kesik dansa karşı bana bir şey öğretmediniz
Kadının üstün olduğu ama mutlu olmadığı
Günlere geldim bunu bana öğretmediniz
Hükümdarın hükümdarlığı için halka yalvardığı
Ama yine de eşsiz zulümler işlediği vakitlere erdim
Bunu bana söylemediniz
İnsanlar havada uçtu ama yerde öldüler
Bunu bana öğretmediniz
Kardeşim İbrahim bana mermer putları
Nasıl devireceğimi öğretmişti
Ben de gün geçmez ki birini patlatmayayım
Ama siz kağıttakileri ve kelimelerdekini ve sözlerdekini
nasıl sileceğimi öğretmediniz

Bir kentten daha geçtim
Buğdayları yakıyorlardı
Yedikleri pirinçti
Birbirlerine açılan borular gibi üfürüyorlardı
Sonra birbirlerinden borular gibi çıkıyorlardı
Pirinçler gibi çoğalıyorlardı
Atlarını yalnız atlarını cana yakın buldum
Öpüp çıkıp gittim yelelerini

*Sezai Karakoç – şiraze

N’apayım? Bana bunu öğretmediniz, bunu bana öğretmediniz!

karalamalar / 1

Perşembe, Aralık 1st, 2005

Bana aptal muamelesi yapıyorlar ama aptal değilim.

Kendini akıllı sanıyorsun ama, değilsin. Sözlükteki şizofreni kelimesinin birebir karşılığısın, ciddi anlamda hastasın, ayrıca necissin. Yüzüne de söylemeyi isterdim ama ne yapayım, söyleyemiyorum*, söylesem de anlamazsın zaten.

Ayrıca, evet; koordine olalım, sen koordine ol ben geliyorum.